TÜKD BASIN AÇIKLAMALARI

Gönderim Tarihi: 12.05.2020

Gönderen: Genel Merkez

Alıcı: Şube Başkanları

Konu: Bildiriler

Evrak No:

 

Değerli Başkanlar,

Nisan 2019-Nisan 2020 tarihleri arasında Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği Genel Merkez Yönetim Kurulu olarak yayınladığımız:

Başkan Mesajları,

Basın Bildirileri,

Hukuk Komisyonu Bildirileri ve Genel Duyuruları şube arşivinizde bulunması için gönderiyorum.

Bildirilerin hazırlanmasında fikirleri, kalemleri ile destek veren arkadaşlarıma ve belli konuları ele alarak Hukuk Komisyon bildirilerini hazırlayan komisyonumuza teşekkür ederim.

Covid-19 nedeni ile Mart 2020 den itibaren çalışmalarımıza ara vermek durumunda kaldık. Hepimizi zorlayan bu süreci tamamladığımız zaman muhtemelen Sonbahar Ekim ayında bir araya gelerek kayıplarımızı telafi etmeye, yeniden rotamızı belirlemeye ve uygulamaya başlayacağız.

Sizinle paylaştığım bu dökümanı dikkate alarak şubenizin bildirilerini bir doküman olarak hazırlayıp, Genel Merkez ile paylaşabilirsiniz. Bizde bu dökümanları Kadın Eserleri Arşivine aktararak belli bir dönemi kayıt altına almış oluruz.

Bu dökümanı, üyeleriniz ile paylaşmanızı rica ederim.

Gelecek günler bizlerin değerli arkadaşlarım, bu süreçten bireyler ve dernek olarak daha güçlü çıkacağımıza inancım sonsuzdur.

Saygılarımla

TÜKD Genel Başkanı

Hülya Yüksel

Mat.Yük.Mühendisi

12.05.2020

Bildiriler (Başkanın Mesajı, Basın Bildirisi, Hukuk Bildirisi, Duyuru)

NİSAN 2019 – NİSAN  2020

23 NİSAN 2020

23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI  BASIN AÇIKLAMASI

“TBMM'nin Kuruluşunun Yüzüncü Yıldönümünü Kutluyor; Salgın Günlerinde Çocuk Haklarının İhmal ve İhlal Edilmemesi Gerektiğini Hatırlatıyoruz.”

Bugün Türkiye Büyük Millet Meclisinin kuruluşunun 100. yıldönümünü kutluyoruz.  Ulusumuzun bağımsızlık mücadelesini zafere kavuşturan ve kuruluş gününü çocuklarımıza armağan eden Mustafa Kemal Atatürk'ü, birinci Türkiye Büyük Millet Meclisinin üyelerini ve İstiklal mücadelesinde görev alan herkesi  saygı ve şükran ile anıyoruz. Mutluyuz, gururluyuz.

Ne yazık ki, Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımızın yüzüncü yılı, yirmi birinci asrın ilk küresel salgınına denk geldi. Endişeliyiz.

Atatürk, ulusumuzun geçmişine bakarak muazzam zorlulara karşın kazanılan  zaferleri hatırladıkça daha büyük işler başarma gücünü kendimizde bulacağımızı belirtmişti. Yirminci asrın başında dünyanın hem I. Dünya Savaşını hem de İspanyol gribi gibi korkunç bir salgın hastalığı tecrübe ettiğini; Mondros ve Sevr Anlaşmaları ile ülkemizin yok edilmeye çalışıldığını, ancak bu zorlu şartlarda 23 Nisan 1920 tarihinde ülkenin her köşesinden gelen mebuslarımız tarafından  oluşturulan Türkiye Büyük Millet Meclisinin, Atatürk'ün liderliğinde, önce işgalcileri vatan topraklarından attığını ve sonra Türkiye Cumhuriyetini ve demokrasimizi kurarak bize emanet ettiğini hatırladığımızda bu zor zamanları aşarak güzel günlere ulaşacağımıza ilişkin inancımız tamdır.

23 Nisan sadece bir kutlama değil aynı zamanda çocuklarımızı nasıl bir dünyada yaşattığımızı ve onlara nasıl bir dünya miras bırakacağımızı da düşünme günüdür. Bu nedenle salgının çocuk haklarını ve çocuklarımızın yaşadığı sorunları unutturmasına izin veremeyiz.

Öncelikle hatırlamalıyız ki gerek Medeni Yasamız, gerek Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme gereği on sekiz yaşından küçük olan herkes çocuktur ve bu  çocukları her türlü istismara ve şiddete karşı koruma görevi Anayasanın 10 ve 41. Maddelerinde düzenlendiği üzere  öncelikle devlete, sonrasında hepimize aittir.

Günümüz Türkiye’ sinde halen okula gidemeyen, sokaklarda dilenmeye, son derece olumsuz koşullarda çalışmaya, erken evliliklere zorlanan çocuklarımız mevcuttur. Çocukların yasal düzenlemelere aykırı olarak eğitim hakkından faydalandırılmaması, bedensel ve zihinsel gelişimlerini tamamlamadan son derece uygunsuz işlerde çalışmalarına engel olunmaması, kız çocukların erken evliliğe ve erken gebeliklere maruz bırakılması, insan ve çocuk hakları ihlalidir. Salgın döneminde yaşanan ve sonrasında yaşanması muhtemel ekonomik ve toplumsal sorunların bedelini çocuklarımızın ödememesi için gerekli önlemlerin alınmasını yetkililerden talep ediyoruz.

Ne yazık ki salgın günlerinde bile çocuklara karşı işlenen suçlar azalmamaktadır. Tam tersine aile içi şiddet vakalarının arttığı ve çocukların mağdur olduğunu görmekteyiz. Geçtiğimiz günlerde yasalaşarak yürürlüğe giren ceza indirimleri, aile içi şiddet suçu faillerini  ve çocuklara yönelik suçların faillerini de kapsamıştır. Bu kişilerin, topluma karıştıklarında yeni trajedilere sebep olmasından endişe ediyoruz. Karantina tedbirleri nedeni ile evde kalan kadın ve çocukların şiddetten korunması için her türlü tedbir alındığından ve suçluların cezalandırılacağından  emin olmak istiyoruz.

Salgın günlerinde bile, cinsel istismar suçlarında çocuk ile fail arasındaki yaş farkının 10 ya ya 15'in üzerinde olmaması ve evlilik gerçekleşmesi halinde cezanın ertelenmesine yönelik, yani cinsel saldırı suçlarından mağdur olan kız çocukların, bu suçların failleri ile evlenmesinin önünün açacak ve genel olarak çocukların evliliğine cevaz verecek yasal düzenlemeler yapılacağı endişesi gündemimizi meşgul etmektedir.  Eski ceza kanununda bulunan  benzer nitelikteki hükümler, sebep olduğu adaletsizlik ve acılar nedeni ile 2005 yılında yasamızdan çıkarılmışken, bu tür düzenlemenin tekrarlanması çocuk ve insan hakları açısından kabul edilemez bir geri adımdır. Çocukların ruh ve beden sağlığı pahasına  istismarcılara  müsamaha gösterilmez,  istismarcıların cezaları indirilemez. Devlet ve toplum olarak önceliğimiz çocukların korunması olmalıdır, suç işleyen yetişkinlerin değil!

Çocuklar suç mağduru olduğu gibi faili de olabilmektedir. Çocukları suç işlemeye iten en büyük sorun eğitimsizlik ve ekonomik yoksunluklardır. Çocukların  suça sürüklenmesinin önlenmesi için gerekli tedbirler alınmalı ve suça itilmiş çocukların   cezalandırılması yerine rehabilite edilerek  topluma kazandırılması sağlanmalıdır.

Mülteci çocukların  hakları korunmalı ve suistimalleri önlenmelidir.

Engelli çocuklar için gereken her türlü özel bakım ve eğitim gereksinimleri karşılanarak, toplum ile bütünleştirilmeleri  sağlanmalıdır. Geçtiğimiz günlerde bir okulda yaşanan ve içimizi acıtan otistik çocuklarımıza yönelik tepkilerin benzerlerinin yaşanmaması için toplumsal bilinçlendirme çalışmaları yapılmalıdır.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılışının yüzüncü yılını kutladığımız ve çocuklarımıza bayram olarak armağan ettiğimiz bugünde, Anayasamız, kanunlarımız ve tarafı olarak ulusal hukukumuzun bir parçası halinde getirdiğimiz uluslararası sözleşmelerimiz gereği, özel ilgi ve yardıma hakkı olan çocuklarımızın güvenli bir ortamda büyümeleri için gerekli tüm yükümlülüklerin yerine getirildiği bir Dünya ve Türkiye görmeyi diliyor ve talep ediyoruz.

Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği

Genel Başkan

Hülya Yüksel

 

8 MART 2020

DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ BASIN BİLDİRİSİ

Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği (TÜKD) 19 Aralık 1949 yılında Türkiye Cumhuriyetinin ilk ve önder üniversite mezunu kadınları tarafından kurulmuştur. Atatürk’ün “Kadınlarını geri bırakan toplum, geri kalmaya mahkûmdur” şiarından hareketle kurulan Derneğimiz, Atatürk İlke ve Devrimlerini benimseyen üniversite mezunu ve yaşamın her alanında yüksek ahlak ilkelerine bağlı, insan haklarını eşit bireyler olarak kullanabilen kadınların, toplumda, çağdaş yaşam ve laik düzen etrafında bütünleşmeyi sağlamaları; insanlar arasında, dostluk, ortak çalışma ve yardımlaşma ile kadını her alanda güçlü ve eşit konumda kılarak ülke kalkınmasına katkıda bulunmaları ve Türk kadınını yurtiçi ve yurtdışında en iyi şekilde temsil etmeleri amacıyla kurulmuştur. Toplumun yarısını temsil eden kadınlar için eşitlik sağlanamadığı sürece toplumda adaletten de bahsetmek mümkün olamayacağı bilinciyle yine bir 8 Mart Dünya Kadınlar Günü anma dönemine giriyoruz. Kadın hareketleri kendisini en iyi şekilde ifade etmeye çalışırken; kadın’ın toplumdaki yeri ve toplumsal cinsiyet eşitliğine dair yazılı mevzuatlarla bir ileri iki geri atılan adımlar, yöneticiler tarafından sadece anma günlerinde cinsiyet eşitliğinin vurgulanması ancak pratikte toplumda bu yönde bir algı oluşturmak için devlet politikalarının oluşturulmaması, kadına karşışiddet vakalarında yargılamada öncelikle kadının kendisini aklamak durumunda bırakılması elbette sorumluluk sahibi ve sözü olan kadınlar olarak canımızı yakmaktadır.
Günümüzde ilk imzacılarından olduğumuz İstanbul Sözleşmesinin tartışmaya açılması, 6284 sayılı yasada var olan hakların ailenin temel taşlarını oynattığı yönünde yapılan olumsuz açıklamalar, kadın cinayetlerini hala sıradan bir adli vaka olarak görülmesi, cinsel istismarı yapanın değil, istismara uğrayanın sorgulanması, “Anadır baş tacımızdır” diye övgüler sunulan kadına iş hayatında çocuk sahibi olması, gebelik ve evlilik sebebiyle dezavantajlı tutum takınılması, nafakanın bir hediye gibi görülerek tartışmaya açılması günümüzün gerçekleridir.
Ancak kadının mücadelesi içinde TÜKD olarak var olduğumuzu ve Cumhuriyetin kazandırdığı değerlerden vazgeçmeyeceğimizi, her kadının yanında buhaklı eşitlik davasında omuz omuza yürümeye hazır olduğumuzu saygıyla kamuoyuna bildiririz.

Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği

Genel Başkan

Hülya Yüksel
 

3 MART 2020

3 MART TARİHLİ 3 DEVRİM YASASININ 96.YIL BASIN BİLDİRİSİ

3 Mart 1924, Türkiye Cumhuriyetinin laik hukuk devleti olması yönünde en önemli adımın atıldığı tarihtir. Laiklik, din ve vicdan özgürlüğünün, özgür düşüncenin, adaletin, barış içinde yaşamanın temelidir. 

96 yıl önce TBMM’de kabul edilen birinci yasayla din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasını sağlamak üzere Şeriyye - Evkaf vekâleti ve Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Vekâletleri kaldırılmış, yerine Diyanet İşleri Başkanlığı, Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Genel Kurmay Başkanlığı kurulmuştur. Bu kurumların kaldırılması ile laik düzen ve demokrasinin sağlanması için şartlar hukuki olarak temelden oluşturulmuştur.

3 Mart 1924 tarihli ikinci kanun, Tevhid-i Tedrisat Kanunudur. Bu kanun ile eğitim ve öğretim kurumlarının tamamı, kurulan Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde toplanmıştır. İlim ve fenne dayalı, eğitim birliği benimsenerek, kadın veya erkek ayrımı yapmadan, her yurttaşın eğitim alacağı, Cumhuriyetimizin kurucu değerlerine bağlı kuşakların yetiştirilmesini sağlamak hedeflenmiştir.

3 Mart 1924 tarihli üçüncü kanunla “Hilafetin kaldırılması” ve “Hanedan üyelerinin yurtdışına çıkarılması kanunu” kabul edilmiştir. Böylece ileride saltanat ve hilafet iddiasında bulunma tehlikesi ortadan kaldırılarak, dinin siyasete alet edilmesi önlenmek istenmiştir.

Anayasamızın İnkılap Kanunlarının Korunması başlıklı 174.maddesiyle de başta Eğitim ve Öğretim Birliği Yasası olmak üzere, devrim yasalarının tümü koruma altına alınmıştır.

96. yıl önce kabul edilen devrim yasalarımız ile Cumhuriyet uygarlaşmış, çağdaşlaşmanın, demokrasinin ve laik düzenin önündeki engeller kaldırılmıştır. 3 Mart savaş ile kazanılan zaferin hukukta, eğitimde ve toplum düzeninde de sağlanmasıdır. 

19 Aralık 1949 yılında Türkiye Cumhuriyetinin ilk ve önder üniversite mezunu kadınları tarafından kurulan, Atatürk İlke ve Devrimlerini benimseyen üniversite mezunu ve yaşamın her alanında yüksek ahlak ilkelerine sahip, çağdaş yaşam ve laik düzene bağlı Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği olarak;

Cumhuriyetimizin kurucu değerlerine, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde gerçekleşen devrimlere, kadının insan hakkının güvencesi laikliğe, bilim ve sanata, hukuka, kadın erkek eşitliğe sahip çıktığımızı bir kez daha belirtir akıl ve bilime dayanan, toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı politikalar üretilinceye kadar, mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğimizi saygılarımızla kamuoyu ile paylaşırız. 

Saygılarımla

Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği

Genel Başkan

Hülya Yüksel                                                                  

 

19 ARALIK 2019 BAŞKAN MESAJI

TÜRK ÜNİVERSİTELİ KADINLAR DERNEĞİ KURULUŞ GÜNÜ

Değerli Geçmiş Dönem Genel Başkanlarımız,

Şube Başkanlarımız ve Yönetimleri,

Koordinatörlerimiz,

Üyelerimiz,

Derneğimizi bundan 70 yıl önce kuran,  döneminin önder kadınlarını saygı ile anıyorum. 1949 dan bugünlere gelmesini sağlayan tüm başkanlar, kurucular ve üyelerimize de emekleri, özverili çalışmaları için gönülden teşekkür ederim.

Bu dönem için bayrağı devir alan bizler, Derneğimizin ana amaç ve hedeflerinden uzaklaşmadan, birlikteliğimizi büyüterek, sağlamlaştırarak ve bizlere yakışır çalışmalar ile daha ileriye taşımalı ve genç nesillere devrini sağlamalıyız.

Ne mutlu Tükd ailemize.

Saygılarımla

Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği

Genel Başkan

Hülya Yüksel

 

16 ARALIK  2019 BAROLARIN ORTAK AÇIKLAMA DUYURUSU

ÇOCUKLARIN CİNSEL İSTİSMARININ YASALARLA MEŞRULAŞTIRILMASINA İZİN VERMEYECEĞİZ.

2016 yılından beri çeşitli gerekçelerle kamuoyunu etkilemeye çalışarak gündeme getirilen mağdur çocukların cinsel istismar failleri ile evlendirilmesi halinde “cinsel istismar failine af “ olarak adlandırdığımız yasa tartışmalarını bir kez daha kaygı ve üzüntü ile izliyoruz. Fail ile çocuk arasındaki farkın 10 mu yoksa 15 mi olması halinde af getirilmelidir gibi tamamen çocuk zararına, çocuğun istismarını meşrulaştıran, teşvik eden, özendiren yasa tasarısı tartışmaları
çağ dışıdır, hukuk dışıdır ve kabul edilemez.
Yargıtay’ın son kararlarında kabul gören ; mağdurun yaşının bilinmediğine dair hata savunmasına dayanak olarak belirlenen; geleneksel değer yargıları, birlikteliklerin sorunsuz devam ettiği, mağdurun şikayetçi olmaması , ceza verilmesi halinde aile yapısının zarar göreceği gibi gerekçeler beraat kararlarının ve erken yaşta evliliklerin yasallığının alt yapısını hazırlamaktadır. Yargı organlarınca suç oluşturan bir fiil tartışılırken ; kamu yararı, mağdurun rızası, sanığın iyi hali gibi beraat gerekçeleri, günü kurtaracak sonuçlar sağlamakla beraber, cinsel istismar faillerine yol gösterici niteliktedir. Medeni Kanun uyarınca 16 yaşındaki çocukların hakim kararı ile evlenmesi dahi çocuğun üstün yararına aykırı bir düzenleme olarak kabul edilmesi gerekirken, TCK'nın cinsel istismarda 15 yaşın altında rızanın tartışılamayacağına dair emredici düzenlemelerinin ihlali pahasına hukuksal gerekçe oluşturmak hiçbir şekilde çocuk yararına olarak değerlendirilemez.
Bu olumsuz kararların üstüne bir kez daha çocuklara “ cinsel istismarcılar“ ile evlenmeleri halinde “çocuk olma” haklarından feragat etme zorunluluğu daha yüksek sesle tartışılmaya başlanmıştır. Eğitiminden yoksun, fiziksel ve psikolojik gelişiminin üzerinde sorumluluklar yüklenmek zorunda kalan, oyun oynama şansı olmayan, “çocuk anne “olmak zorunda bırakılan ve hepsinden önemlisi kadına dönük şiddetin temel nedenlerinden biri olan “erken evlilik “ adı altında ömür boyu istismara maruz bırakılan çocuklar ; maddi manevi varlıkları yok edilmiş bireyler haline geleceklerdir.
Evlenme yaşının 18 olduğu yasalarla koşulsuz olarak belirlenmelidir. Çocukların törenle evlenmesine göz yuman gerçekleştiren izleyenlere ceza uygulaması getirilmelidir. Sağlık meslek mensupları ve kamu görevlilerinin çocuk cinsel istismarını bildirim konusunda takdir yetkisi olmamalı, buna yol açacak düzenlemelerden kaçınılmalıdır.
Cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen nedenlerle çocuklarla her türlü cinsel davranış suçtur. Bunun dışında cebir tehdit hile iradeyi sakatlayan nedenler olmaksızın, çocukların akranlar arası ilişki olarak adlandırabileceğimiz cinsel davranışlar konusu yasada ayrıca düzenlenmelidir. Bilinmelidir ki, “ cinsel istismarcıya “ af niteliğindeki hiçbir yasal düzenleme hukuken ve vicdanen kabul görmeyecektir.
O nedenle diyoruz ki; çocuklar cinsel obje değildir, evlilik kurumunun tarafı olmamalıdır . Çocukların cinsel istismarına neden olan faillere getirilecek af çocuğun üstün yararına aykırıdır. Yasal düzenlemelerle meşrulaştırılmasına izin vermeyeceğiz. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

 

09 ARALIK 2019 BAŞKANIN ŞUBELERE DUYURUSU

TÜRK ÜNİVERSİTELİ KADINLAR DERNEĞİ KURUM İÇİ TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİ PROJESİ

Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği olarak  Ocak 2020 – Aralık 2020 tarihleri arasında, üyelerimiz ve bursiyerlerimizin katılacağı  Toplumsal Cinsiyet Eşitliği dernek içi eğitimlerini Ocak – Aralık 2020 tarihleri arasında bu alanda işbirliği yaptığımız Kadının İnsan Hakları Yeni Çözümler Derneği ile şubelerimizde yapmayı hedeflemekteyiz. Projenin tanıtımını Genel Merkez Yönetim Kurulu kararı ile Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Komisyonumuz  09.12.2019 tarihinde ki Kastamonu Şubelerarası toplantıda yapılacaktır.

Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği’nin Toplumsal Cinsiyet Eşitliği konusundaki çalışmalarının ulaşabildiğimiz bilgiler çerçevesinde 60. kuruluş yıldönümünde 10-11 Aralık 2009 tarihinde Ankara’da TBMM de, dönemin Genel Başkanı Birten Gökyay’ın açılış konuşmasının ardından  gerçekleştirilen toplantıda kayıtlara geçirilerek başladığını görüyoruz. 

10 Aralık da, BM İnsan Hakları günü, Türk kadınlarının çok farklı ve önemli bir girişimi olan ilk kadın mitinginin 90. Yıldönümü olan bu tarihte, Kastamonu da cesaretleriyle tarih yazan 3000 kahraman kadını anarak kutlandı.

11 Aralık da, Toplumsal cinsiyet eşitliği bölgesel uygulamaları uluslar arası bir toplantı yapılarak irdelenmiştir.

Toplantı 3 oturumda aşağıdaki başlıklarla gerçekleşmiştir;

1. Oturum : Karar Mekanizmalarında Kadın

2. Oturum : Geleceğin Kurgulanmasında Kadın

3. Oturum : Siyasette Kadın

Konuşmacılar : Devlet Bakanı Ayfer Yılmaz, Prof. Gülsün Sağlamer, ilk seçilmiş Kadın Bakan İmren Aykut, Avukat Nazan Moroğlu, Prof. Serpil Sancar,  Ruhat Mengi, Milletvekili Canan Arıtman, Fatma Şahin, Güldal Akşit – eski milletvekilleri, gazeteciler ve akademisyenlerin yanı sıra uluslar arası kadın örgütleri temsilcileri de yer almıştır.

Değerlendirme toplantısında, Güldal Akşit in oturum başkanlığında, TÜKD Genel Başkanı Birten Gökyay, İmren Aykut, Azerbaycan Üniversiteli Kadınlar Derneği Başkanı Tamam Caferova, Prof. Yakın Ertürk, Gülsün Sağlamer, Ayfer Yılmaz yer almışlardır.

Konferans sonunda öne çıkan konular şöyle özetlenmiştir;

Akademik kariyerde, eğitimde, sağlık hizmetleri alanlarında ülkemizde kadınların konumunun gelişmiş Avrupa ülkelerinden bile daha iyi durumda olduğu gözükmektedir, ancak karar alma mekanizmalarında, TBMM ve hükümette temsil oranımız oldukça düşüktür(% 9.1) . 81 ilde tüm valiler erkektir; kaymakamlık, belediye başkanlıkları, meslek odaları başkanlıkları, sendika başkanlıkları, müdür ve müdür yardımcılıkları gibi kademelerde, özellikle Kamu da kadın işgücü oranı oldukça düşüktür.

1- Bu gidişin değiştirilmesi zorunludur. Cinsiyet eşitliğinin sağlanması için öncelikle sorunun iyi anlaşılmasına; bunun kadın sorunu değil, insan ve ülke sorunu olarak görülmesi yönünde zihniyet değişikliğine ihtiyaç vardır.

2- TCE alanında ilerleme kaydedebilmek için yerel ve merkezi yönetimlerde, karar

mekanizmalarındaki kadın oranının artırılması şarttır.

Bunun için de belirli bir süre için  “Cinsiyet kotası” uygulamasına gidilmesi kaçınılmazdır. Bunun için de siyasi partiler ve seçim yasasının değiştirilmesi zorunludur.

TÜKD TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİ  KURUM İÇİ  EĞİTİM  PROJESİ

2019-20 döneminde  Genel Başkan Hülya Yüksel’in önerisi, Genel Merkez Yönetim Kurulu kararı ile TCE komisyonundan sorumlu Yönetim Kurulu üyesi Ezgi Yetkiner koordinasyonunda  Toplumsal Cinsiyet eşitliği konusunda dernek içi bilgilendirmenin yapılmasına karar verildi.  

Projenin Amacı                  : Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve rollerine ilişkin temel tanım ve kavramlar ile, kadının insan haklarıyla ilgili yasal düzenlemelerin aktarılacağı TCE eğitimleri, TÜKD üye ve bursiyerlerinin bilgi ve farkındalık düzeylerini artırmaya katkıda bulunmayı amaçlar.

Projenin Kapsamı             : TÜKD’nin 20 ildeki 27 şubesinde, yaklaşık 1300 üyesi ve 1000 bursiyerine yönelik Toplumsal Cinsiyet Eşitliği eğitimleri düzenleyerek, Şube nezdinde uzman eğitmen kadroları ve Toplumsal Cinsiyet İzleme Komiteleri oluşmasını sağlamaktır. 

Uygulayıcı Kuruluş           : Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği (TÜKD)  Genel Merkez                           

Proje Süresi                       : Ocak 2020 – Aralık 2020

Proje  Yeri                          : TÜKD’nin farklı il ve ilçelerindeki 27 şubesidir.

Hedef Kitle                           : TÜKD şubelerinin üyeleri ve bursiyerlerdir.                      

Proje Ekibi  

Proje Koordinatörü           : Ezgi Yetkiner, GMYK Üyesi, TCE Komisyon Sorumlusu

Koordinatör Yardımcısı   : Vildan Yazıcı, Edirne Şube Başkanı

Proje Mali Sorumlusu      : Berin Önürmen, Genel Sayman

Proje Sekreteri                   : Senem Kibar Gül, GMYK Asistanı       

Proje Özeti                          :

Proje Ocak 2020 tarihinde başlatılacak olup nihai tarihi Aralık 2020’dir.

TCE eğitimleri her şubede , şubenin belirlediği uygun bir mekanda 2 ayrı oturum şeklinde toplam 4 saat olacak ve katılımcı sayısı 50 kişi ile sınırlı olacaktır. Eğitimler, Kadının İnsan Hakları Yeni Çözümler Derneğinden, bu konuda uzman kişi tarafından ve proje ekibi ile birlikte belirlenecektir. Eğitimler, Eğitim Takvimi doğrultusunda Şube’lerin bulunduğu illerde yapılacaktır. Proje eğitim başlıkları aşağıda gösterildiği gibidir;

Eşitlik (Hepimiz Eşit miyiz)

Cinsiyet (Hepimiz Aynı miyiz)

Toplumsal Cinsiyet

Toplumsal Cinsiyet Rolleri

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Eşitsizliği

Türkiye’de Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği

Eşitsizlik En Çok Hangi Alanlarda; Eğitim, Meslek Seçimi, Evde İş Bölümü, Ekonomik Alanda, İş Gücü Piyasasında, Karar Alma Alanına

Eşitsizlik ve Kadına Yönelik Şiddet.

Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliğine Karşı Neler Yapılabilir

Yasalar(Evlenme,Boşanma,Velayet,Nafaka,Miras)

Şiddete Uğrayanların Yapabilecekleri

Zihinleri Dönüştürme.

Proje UygulamaTakvimi              :   4 Ocak 2020 tarihinde Edirne ve Uzunköprü şubelerimiz üye ve bursiyerlerinin katılımı ile başlayacaktır.             

 Proje Sonuç Değerlendirmesi  : Her bir eğitimden önce ve sonra anket yapılacak olup, bütün eğitimler tamamlandıktan sonra bir uzman tarafından değerlendirilecek ve bir sonuç raporu hazırlanıp, kitapçık haline getirilecektir.

Genel Merkez Yönetim Kurulu üyesi ve TCE komisyon sorumlusu Ezgi Yetkiner ve Edirne Şube Başkanı Vildan Yazıcı’ya katkıları için teşekkür ederim.

Saygılarımla

Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği

Genel Başkan                                 

Hülya Yüksel

 

5 ARALIK 2019

TÜRKİYE’DE KADININ SEÇME VE SEÇİLME HAKKI TANINMASININ

85. YILDÖNÜMÜ BASIN BİLDİRİSİ

Pek çok Avrupa ülkesinden önce 1934 yılında Türkiye'de, kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanınmış olmasına rağmen, Ülkemizde, kadınlar siyasi karar organlarında yok denecek kadar az oranda temsil edildiği gibi, sosyal, kültürel, ekonomik, siyasi yapı ve anlayışın, siyasetin kapılarını kadınlara kapattığı da bir başka çarpıcı gerçektir. Anayasa`da ve seçim yasalarında kadın ve erkeğin fiili eşitliğini sağlayacak mekanizmalar ne yazık ki yok. Siyasi partilerin seçim listelerinde, kadın adaylar etkin bir biçimde yer alamıyor.
Ülkemiz 1935 Yılında Kadınların mecliste temsilinde Dünya`nın 2. sırasında iken, 21.yüzyılda bu gün gelinen noktada, 2019 yılında, ne yazık ki sıralamanın en sonlarındayız.
Kadınların ekonomik hayata katılımı ,kadınların elde edebildiği yada onlara sunulabilen olanaklar, eğitim ve sağlık, herşeyden önemlisi karar alma mekanizmalarında ve siyasette temsil açısından , dünya toplumsal cinsiyet eşitliği endeksinde 130. sırasında da yer almış olmamız kadının insan hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği alanında ne kadar gerilerde olduğumuzun göstergesidir.
Kadının insan haklarının eksiksiz yaşama geçmesi ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması, mecliste ve tüm karar mekanizmalarında eşit temsil ve eşit katılım ile mümkündür. Bunun için öncelikli olarak, Anayasa ve seçim yasalarının değiştirilmesi ve imza attığımız “CEDAW-Kadınlara Karşı Her Türlü Cinsiyet Ayrımcılığının Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesi” ile öngörülen özel önlemler kapsamında cinsiyet kotası getirilmesi, zorunludur. Türk kadınlarına seçme ve seçilme hakkının kazanıldığı günün yıldönümünde tüm toplum kesimlerinin bu doğrultuda mücadele etmesi gerekmektedir.

Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği
Genel Başkan

Hülya Yüksel

 

10 ARALIK 2019 BAŞKAN MESAJI

KASTAMONU KADIN MİTİNGİNİN 100. YILINI KUTLAMAK

Kadınların gurur ve övünç günüdür,
Kadınların gücü ve kararlılığının simgesidir,
Kadınların bayrak aşkı ile kültürüne, toprağına, insanına sahip çıkma günüdür.

10 ARALIK KASTAMONU KADIN MİTİNGİ,
Kadınların CESARETİ,
Kalplerindeki VATAN SEVGİSİ,
Yavrularının UMUDU, ve IŞIĞI dır.

100 yıl önce 3000 den fazla Kastamonu'lu kadınımız bir araya gelerek, yurdumuzun yabancılar tarafından işgal edilmesine ve yapılan vahşetlere karşı durmak için miting yapmışlardır.
Onların gerçekleştirdiği bu protesto mitingi, yurdun her yerindeki kadınlara örnek olmuş ve kadınlar Kurtuluş Savaşının neferleri olarak düşmana karşı savaşmışlardır. Cepheye yiyecek, giyecek, silah taşıyan kadınlar, özellikle Kastamonu'lu kadınlar, destan yaratmışlardır.
Zekiye, Halime, Saime, Kamuran, Bedriye, Münire, Refika, Neyyire Hanımefendiler, mitingin düzenleyicileri, cephede ise Şerife Bacı, Halime Çavuş  özgürlük hareketinin öncüleri olmuşlardır.

10 ARALIK KASTAMONU KADIN MİTİNGİNİN 100.YILINI kutlamak demek:
“Özgürlük aşkıyla, yurtlarını kurtarmak, topraklarını korumak için canlarını göz kırpmadan feda eden kuva-i milliye ruhunu taşıyan kadınlarımızı” anmak demektir.

Bu güzel yürekleri minnet ve şükranla anıyoruz.
Ruhları şad olsun.

Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği

Genel Başkan

Hülya Yüksel

 

25 KASIM 2019

KADINA YÖNELİK ŞİDDETE  KARŞI  ULUSLAR ARASI MÜCADELE GÜNÜ BASIN BİLDİRİSİ

1960'lı yıllarda Dominik Cumhuriyeti’ni yönetenler tarafından katedilen Mirabel Kardeşler ile başlayan Kadının Özgürlük mücadelesinin hareketi, 1999 yılında BM'nin 25 Kasım tarihini "Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü" günü olarak ilan etmesi ile bugünlere kadar geldi.

Dünya’da olduğu gibi ülkemizde de kadına karşı şiddet, fiziksel şiddet olarak başlayıp cinayetle sonuçlanmaktadır.  Cinayet, eş, eski eş, arkadaş yada aile büyükleri tarafından ev içinde ya da toplumsal alanda gerçekleştirilmektedir.

2012’de kabul edilen, 2014’de yürürlüğe giren İstanbul Sözleşmesi’ni ilk imzalayan Türkiye Cumhuriyeti’dir. Sözleşme şartlarının yerine getirilmesi için, 6284 sayılı kanun ile yasal tedbirler alınmıştır. İstanbul Sözleşmesi dünya genelinde kadın hareketlerinin en somut kazanımıdır.  Sözleşme aile olmayı, evlilik birliği içinde olmayı veya olmamayı dikkate almadan her ortamda kadına şiddeti önleme amacı taşır ve bunu gerçekleştirecek önlemleri belirler. Kadına karşı şiddeti önleyecek tedbirlerin alınması, mağdurun korunması, failin cezalandırılması prensiplerine yer verir.

Şiddetin önlenmesi toplumun görevidir. Görsel ve yazılı basın, dini sövlevler, siyasetçiler, iş insanlarının söylemleri ve mesajları şiddetin önlenmesi konusunda üzerine düşeni yapmalıdır.

Şiddet mağdurunun korunması için, alınması gereken önlemler, mağdurun yaşam alanının korunması, iş ve meslek sahibi olmalarının sağlanmasıdır. 

Failin cezalandırılması aşamasında, cezanın caydırıcı olması, cezanın alt sınırının uygulanmasında titiz davranılması, takdiri ve iyi hal gibi indirimler uygulanmamalı, fail ve mağduru karşı karşıya getirebilecek durumların yaratılmamasına dikkat edilmelidir.

Kadına karşı şiddetin sonuçları, aileyi ve toplumu derinden sarsacağı için bütün kurumlar bu bilinçle hareket edip, önleme tedbirlerinin alınmasına ve uygulanmasına yardımcı olmalıdır. Bu husus, insanlık görevi olduğu gibi yasal görev ve zorunluluktur.

Kadına karşı ayrımcılığa ve her türlü şiddete karşı olan Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği  toplumun  bu  konuda farkındalığını arttırmak amacı ile ülke genelindeki şubeleri ile 25 Kasım - 10 Aralık tarihleri arasında “Kadına Yöneliş Şiddete Hayır”  başlığı  altında  etkinlikler düzenleme kararı almıştır.

24 Kasım tarihinde Eskişehir şubemiz ile başlayan hareket 10 Aralık tarihine farklı şubelerimizin bulundukları illerde devam edecek ve 10 Aralık tarihinde bundan 100 yıl önce Ülkenin işgalini protesto etmek amacı ile Kastamonu'da toplanan 3.000 e yakın kadının anısına saygı amacı ile seçtiğimiz Kastamonu ilimizde şubelerarası toplantı ile sonlandırılacaktr.

Bizler, kadının gücünü vurgulamanın en etkili yolunun  kadının birlik ve beraberliği olduğunu, bu birlik ve beraberliği tek ses olarak, dayanışma ile vermenin çok önemli olduğunu belirterek, ilgili kurum, kuruluş ve bireyleri birlikte hareket etmeye davet ediyoruz.

Kadına karşı şiddet insan hakları ihlalidir, insan hakları anayasalar ve yasalarla koruma altına alınmış olmasına rağmen kadınlar ile erkekler arasında varolan eşitsizliğin  ailede, toplumda, iş hayatında süregelmesi insan hakları ihlalidir.

 1949 yılında kurulan, bu sene 70.yılını Kastamonu'da kutlayacak olan Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği, kadının her alanda var olması, cinsiyet eşitsizliğinin ortadan kalkması, her türlü şiddetin engellenmesi, genç kızlarımızın iyi eğitim alması gibi kadını ilgilendiren her alanda çalışmalarını devam ettirecektir.

Kadının yaşam hakkının elinden alınması insanlık suçudur.

Saygılarımızla

Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği

Genel Başkan
Hülya Yüksel

 

25 KASIM - 10 ARALIK 2019 BAŞKAN MESAJI

KADINA YÖNELİK ŞİDDET İLE ULUSLAR ARASI MÜCADELE GÜNLERİ KAPSAMINDA DÜZENLENEN TURUNCU GÜNLER

Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği, kadına karşı yapılan her türlü ayrımcılığa ve tüm şiddet türlerine karşıdır.

Bu kapsamda TÜKD Genel Merkez Yönetim Kurulu kararı ile 25 Kasım – 10 Aralık 2019 tarihleri arasında planlanan “Turuncu Günler” etkinlikleri ile Türkiye genelindeki şubelerde “Kadına Yöneliş Şiddete Hayır”  başlığı  altında  aşağıda  belirtilen  faaliyetler  düzenleyecektir:

  • 24 Kasım Eskişehir Şube, Erkekler Kadına Karşı Şiddete Hayır yürüyüşü,
  • 24 Kasım Yalova Şube, Kadına Yönelik Şiddete Hayır toplantısı,
  • 25 Kasım Mersin Şube, İnsafsızca katedilen  kadınların mezarlık ziyareti, bugüne özel Mersin Şube sergi açılışı,
  • 25 Kasım İstanbul Şube, Kadın Hakları İnsan Haklarıdır  toplantısı,
  • 28 Kasım Antalya Şube, Medyada Şiddet ve Kadın Paneli,
  • 30 Kasım Isparta Şube, Kadına Şiddete Sen de Dur de toplantısı,
  • 30 Kasım Ataşehir  Şube,  Aile İçi  Şiddet  toplantısı,
  • 5 Aralık Ankara Ümitköy Şube, Seçeriz ve Seçiliriz toplantısı,
  • 7 Aralık İstanbul Şube, Kadın Hakları İnsan Haklarıdır bursiyerler toplantısı,
  • 9-10 Aralık Kastamonu Şube, bundan 100 yıl önce Ülkenin işgalini protesto etmek amacı ile Kastamonu'da toplanan 3.000 e yakın kadının anısına saygı amacı ile seçilen Kastamonu ilimizde TÜKD Şubelerarası toplantı.   

TÜKD, Kadına karşı ayrımcılık ve tüm şiddet türlerine karşı olduğunu her ortamda dile getirmeye ve bu konuda toplumda farkındalık yaratmak amacı ile faaliyetlerini devam ettirmeye kararlıdır.

Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği

Genel Başkan

Hülya Yüksel

24 KASIM 2019  BAŞKAN MESAJI

ÖĞRETMENLER GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN

Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği olarak Cumhuriyetimizin 96. Yılında;

Sarsılmaz inançla çalışan,

Engelleri kaldıran,

Güçlü, donanımlı, bilgili, özgür düşünceye sahip çıkan gençleri yetiştiren,

Özce Ulusumuzu aydınlatan

Yurdumuzun  temel  taşları olan Öğretmenlerimizin “24  Kasım Öğretmenler Günü” nü kutluyoruz.

Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği

Genel Başkan

Hülya Yüksel

 

20 KASIM 2019

EVRENSEL ÇOCUK HAKLARI GÜNÜ BASIN BİLDİRİSİ
Çocuk haklarına ilişkin en önemli uluslararası belge olan 'Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme'nin 20 Kasım 1989 tarihinde kabul edilişine binaen, 20 Kasım Evrensel Çocuk Günü (Universal Children's Day) veya Çocuk Hakları Günü olarak kabul edilmektedir.
Gerek Medeni Yasamız, gerek Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme gereği on sekiz yaşından küçük olan herkes çocuktur ve bu çocukları her türlü istismara ve şiddete karşı koruma görevi Anayasanın 10 ve 41. Maddelerinde düzenlendiği üzere öncelikle devlete, sonrasında hepimize aittir.
Günümüz Türkiye’ sinde halen okula gidemeyen, sokaklarda dilenmeye, son derece olumsuz koşullarda çalışmaya, erken evliliklere zorlanan çocuklarımız mevcuttur. Çocukların yasal düzenlemelere aykırı olarak eğitim hakkından faydalandırılmaması, bedensel ve zihinsel gelişimlerini tamamlamadan son derece uygunsuz işlerde çalışmalarına engel olunmaması, kız çocukların erken evliliğe ve erken gebeliklere maruz bırakılması, insan ve çocuk hakları ihlalidir.
Çocuklar suç mağduru olduğu gibi faili de olabilmektedir. Çocukları suç işlemeye iten en büyük sorun eğitimsizlik ve ekonomik yoksunluklardır. Çocukların suça sürüklenmesinin önlenmesi için gerekli tedbirler alınmalı ve suça itilmiş çocukların cezalandırılması yerine rehabilite edilerek topluma kazandırılması sağlanmalıdır.
Mülteci çocukların hakları korunmalı ve suistimalleri önlenmelidir.
Engelli çocuklar için gereken her türlü özel bakım ve eğitim gereksinimleri karşılanarak, toplum ile bütünleştirilmeleri sağlanmalıdır. Geçtiğimiz günlerde bir okulda yaşanan ve içimizi acıtan otistik çocuklarımıza yönelik tepkilerin benzerlerinin yaşanmaması için toplumsal bilinçlendirme çalışmaları yapılmalıdır.
Son zamanlarda medyada ve kamuoyunda, yeni yargı paketinde Türk Ceza Kanunun 103 vd maddelerinde yeni düzenlemeler yapılarak, “çocuk ile şahıs arasındaki yaş farkının 10’un üzerinde olmaması ve evlilik gerçekleşmesi halinde cezanın ertelenmesi'nin yer aldığı; ayrıca sağlık çalışanlarının on sekiz yaş altı gebelikleri ihbar zorunluluklarının kaldırılacağı yönünde haberler yaygınlaşmıştır. Bu duyumların asılsız olduğunu ve böyle düzenlemeler yapılma yönünde bir niyet ya da çalışma olmadığını bir an evvel en yetkili ağızlardan duymayı bekliyoruz. Çünkü eski ceza kanununda bulunan aynı nitelikteki hükümler, sebep olduğu adaletsizlik ve acılar nedeni ile 2005 yılında yasalarımızdan çıkarılmışken, benzer bir düzenlemenin tekrarlanması çocuk ve insan hakları açısından kabul edilemez bir geri adımdır. Çocukların ruh ve beden sağlığı pahasına istismarcılara müsahama gösterilmez, istismarcıların cezaları indirilemez. Devlet ve toplum olarak önceliğimiz çocukların korunması olmalıdır, suç işleyen yetişkinlerin değil!

Anayasamız, kanunlarımız ve tarafı olarak ulusal hukukumuzun bir parçası halinde getirdiğimiz uluslararası sözleşmelerimiz gereği, özel ilgi ve yardıma hakkı olan çocuklarımızın güvenli bir ortamda büyümeleri için gerekli tüm yükümlülüklerin yerine getirildiği bir Dünya ve Türkiye görmeyi diliyor ve talep ediyoruz.
Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği

2019-22 Dönemi
Hukuk ve Yasa Takip Komisyonu

 

10 KASIM 2019

BAŞKANIN MESAJI

10 Kasımda aramızdan ayrılışının 81.yılında Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk"ü saygı ve şükranlarımız ile anıyoruz.
Ulu Önderimiz, kalbimizde, fikirlerimizde, ilkelerimizde olduğu gibi vatanımızın her bir köşesinde yaşamakta ve yaşatılmaktadır. Kendisin de aşağıda belirttiği gibi:
"İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik, geçici Mustafa Kemal. İkinci Mustafa Kemal, onu “ben” kelimesiyle ifade edemem;
O, ben değil, bizdir!  

O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur.

Ben, onların rüyasını temsil ediyorum.

Benim teşebbüslerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir.

O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz.

Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur."

Ulu Önderimize minnetlerimiz ile her zaman kalbimizde olacak.
Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği

Genel Başkan
Hülya Yüksel

 

29 EKİM 2019

CUMHURİYET BAYRAMI BASIN BİLDİRİSİ

16 Mayıs 1919’da İstanbul’dan Samsun’a hareket eden ulu önder Mustafa Kemal, Anadolu’nun özgürlüğü ve bağımsızlığı için milyonları bir araya getirmiş, bağımsızlığına ve bayrağına düşkün Anadolu insanının gücü ile Kurtuluş Savaşı’nı zafere ulaştırmış ve bu büyük zaferi cumhuriyetle taçlandırmıştır.
Atatürk ilke ve devrimlerinin ışığında ekonomik, sosyal, kültürel, bilimsel, sanatsal, siyasal alanda ve küresel düzeyde Türk kadınının ve ülkenin gelişimine katkıda bulunmayı amaçlayan Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği, kurulduğu 1949 yılından bugüne, Atatürk’ün çizdiği çağdaş uygarlık yolunda, Türk kadınının gücünü tüm dünyaya kurtuluş mücadelesinin güçlü kadınlarından aldığı mirasla duyurmakta, laik Türkiye için çalışmakta ve geleceğin teminatı gençlerimize  önderlik  etmektedir.
Cumhuriyetimizin 96. Yılını kutladığımız bu şerefli günde unutmamamız gereken Türkiye Cumhuriyeti, bilimin yol göstericiliğini esas alan onurlu ve büyük bir medeniyet yürüyüşüdür. Bu büyük yürüyüşte, yolumuzu aydınlatan “Benim naçiz vücudum, bir gün elbet toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti, ilelebet payidar kalacaktır.” diyen büyük önder Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarına şükranlarımızı bir kere daha sunuyor, Cumhuriyet Bayramınızı en içten dileklerimle kutluyorum.
Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği
Genel Başkan
Hülya Yüksel

 

23 EKİM 2019

TÜRK ÜNİVERSİTELİ KADINLAR DERNEĞİ

GENEL MERKEZ YÖNETİM  KURULU  KADIN HAKLARI BİLDİRİSİ

Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği, 1949 yılında önder Türk Kadınları tarafından laiklik, çağdaşlık, eşitlik, kadının insan hakları, demokrasi ve demokratik toplum değerlerini öne çıkarmak üzere; Atatürk İlke ve Devrimleri’ni benimseyen üniversite mezunu kadınlar olarak kurulmuştur. Türk kadınını yurt içinde ve yurt dışında en iyi şekilde temsil etmek amacıyla kurulmuş olan derneğimiz, Kadınlarımızı üniversite mezunu yaparak; yaşamın her alanında en yüksek ahlak ilkelerine bağlı kalarak aydınlanmaları ve böylece ekonomik, sosyal, kültürel, siyasal alanda ve küresel düzeyde gelişmelerini sağlamayı amaçlamaktadır.

Kuruluşumuzun 70. yılında 2019-2022 dönemi ve 25. Genel başkanımız Hülya Yüksel ve Türkiye Genelinde 28 şubesi ve Bini aşan üye sayımızla birlikte, toplumsal cinsiyet eşitliği bağlamında Türk Kadınını Üniversite eğitimi başta olmak üzere güçlendirmek ve her alanda desteklemek için çalışmalar yapmaktayız.

Bu yıl, Medeni Kanun’un Yürürlüğü Girişinin 93. Yılını kutlamaktayız. Medeni Kanun, Atatürk’ün önderliğinde Cumhuriyetimizin ilk yıllarında yapılan ve ülkemizde hukuk birliğini yaşama geçirerek hukuk devrimini ve kadın erkek eşitliğini sağlamaya çalışan en önemli kanunlarımızdan biridir. Medeni Kanunumuz, aynı zamanda olarak laik hukukun simgesidir. Medeni Kanun’un laik hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti ve özellikle kadınlar için önemine ve değerine dikkat çekerek toplumumuzu ve özellikle tüm kadınları, kadın erkek eşitliğini bir demokrasi ve toplumsal cinsiyet eşitliği meselesi olarak kabul etmeye çağırıyoruz. 21.yüzyılda çağdaş dünya da yasal düzenlemelerle tanınan eşit haklar ve tüm eşitlik iddialarına rağmen gerek dünya kadınları ve gerekse ülkemiz kadınları arasında kadın erkek eşitliği olarak toplumsal cinsiyet ayrımcılığı bakımından tam bir adalet ve eşitlik sağlanamamıştır. Ulusal ve AB Hukuku dahil olmak üzere uluslararası yasalarda kadınlara tanınan hakların bir çoğu tatbikatta teorik olmaktan öteye geçememiştir. Kadına yönelik ayrımcılık sosyal yaşamın her alanında ve her zaman karşımıza çıkmaktadır. Seçilme hakkından yararlanma ve siyasal karar mekanizmalarında yer alma konusunda cinsler arası eşitsizlik belirgin bir biçimde varlığını sürdürmekte ve kadınlar özellikle seçilme hakları bakımından erkeklerin çok gerisinde kalmaktadırlar. Yirminci yüzyılda geleneksel yaşam biçimlerinden çağdaş yaşam biçimlerine yönelişin kazandığı ivme ve özellikle seçme-seçilme konusunda yasalarda yapılan eşitlikçi düzenlemeler, kadınların siyasal katılımında görüntü değişikliğine yol açmış olsa da toplumsal cinsiyet ayrımcılığı, kadınların demokratik katılım konusunda eksik temsiline yol açmaktadır. Kadınların siyasal karar mekanizmalarında eksik temsili, demokrasinin anlamına uygun bir biçimde çalışmasına imkân bırakmadığı gibi, yönetime katılma konusunda da, toplumsal cinsiyet ayrımcılığı yaratmaktadır. Kadının yer almadığı karar mekanizmalarında çok kere kadın sorunlarına duyarlılık yeterince oluşmamakta; bu sorunların yeterince bilincine varılamamakta ve dolayısıyla kadının statüsünü yükseltecek çözümlere ulaşılamamasının yanında toplumsal cinsiyet ayrımcılığı yeniden yeniden üretilmektedir.

Kadının insan hakları ve temel özgürlükler bağlamında değerlendirildiğinde kadına yönelik her türlü toplumsal cinsiyet ayrımcılığı kabul edilemezdir. Türkiye, Kadın – erkek eşitliği alanında uluslararası düzeyde bağlayıcı tek yasal doküman olan Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesine (CEDAW) 1985 yılında taraf olmuştur. Söz konusu sözleşmenin temel hedefi; toplumsal yaşamın her alanında kadın-erkek eşitliğini sağlamak amacıyla, kalıplaşmış kadın-erkek rollerine dayalı önyargıların yanı sıra geleneksel ve benzer tüm ayrımcılık içeren uygulamaların ortadan kaldırılmasını sağlamaktır. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin bir diğer sonucu ise kadına yönelik şiddettir. Kadına yönelik şiddetin en ağır biçimi ise kadın cinayetleridir. Yapılan analizler tüm dünya da yaşanan kadın cinayetlerinin altında kadın kimliğine saldırı olduğunu ortaya koyuyor. Femisid olarak isimlendirilen bu durum, özellikle kendi ayakları üzerinde durmaya başlayan kadınların yakınları tarafından öldürülmesi sonucunu doğuruyor. Şiddetin en yaygın biçimi olan kadına karşı şiddet ise hem bir insan hakkı ihlali hem de kadının yaşamını tehdit eden ve sosyal hayata girmesini engelleyen bir sorundur. Kadına karşı şiddet dünyanın her yerinde yaygın, sosyal ve ekonomik statü, ırk, din gibi faktörlerden bağımsız hatta meşru görülebilen ve çok eski zamanlardan beri mevcut olan bir olgudur. Kadınlar şiddet olaylarına, işyerinde, sokakta, okulda ama maalesef en çok da en korundukları yer diye düşünülen aile içinde maruz kalmaktadırlar. Kadına yönelik şiddet, bir insan hakkı ihlali ve kadınlara yönelik ayrımcılığın bir biçimi olarak anlaşılmaktadır ve ister kamusal ister özel alanda meydana gelsin, kadınlara fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik zarar veya ıstırap veren veya verebilecek olan toplumsal cinsiyete dayalı her türlü eylem ve bu eylemlerle tehdit etme, zorlama veya keyfi olarak özgürlükten yoksun bırakma anlamına gelir. Bir yanımızda kadınlara yönelik her türlü ayrımcılığın ortadan kaldırılmasının devlet eliyle taahhüt edildiği bir uluslar arası kadın hakları sözleşmesi olarak CEDAW, öte yanımızda yine ülkemizde imzaya açılan ve ilk olarak kendi ülkemizce çekincesiz onaylanın kadına yönelik şiddetin önlenmesi ve kadınların yaşam güvencelerinin sağlanmasının devletçe taahhüt edildiği İstanbul sözleşmesi…. Ve bu sözleşmeye bağlı olarak çıkarılan 6284 sayılı yasa kadını korumaya, kadına yönelik şiddeti ve toplumsal cinsiyet ayrımcılığını engellemeye çalışan Ulusal ve Uluslararası Yasal Güvenceler… Kadına yönelik şiddet konusunda bağlayıcılığa sahip ilk uluslararası sözleşme olan, İstanbul Sözleşmesi olarak anılan, Kadına Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Sözleşmesi, 11 Mayıs 2011’de İstanbul’da imzaya açılmış, 1 Ağustos 2014 tarihinde de yürürlüğe girmiştir. Sözleşme, kadınlara yönelik şiddetin önlenmesi, her türlü şiddet mağduru olan kadınların korunması, kadınlara şiddet yaşatanların etkili kovuşturulması ve cezalandırılması ve bu konulara çok yönlü stratejilerle yaklaşma gereğini vurgulamaktadır. Sözleşme’ de, devletin bütün alanlarda politika saptarken ve uygularken toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadınların güçlendirilmesi perspektiflerinin olması şiddetle etkili mücadele için olmazsa olmaz olarak görülmektedir. İstanbul Sözleşmesinde kadına karşı şiddetle mücadele için kapsamlı bir hukuki çerçeve çizilmiş ve önleme, koruma, kovuşturma ve mağdur destek mekanizmaları oluşturma politikaları konularına yer verilmiştir. İstanbul Sözleşmesi, onaylayan ülkelerden kadına yönelik ve ev içi şiddetin her biçimini önlemek üzere kapsayıcı bir dizi tedbir almasını 3 istemektedir. Sözleşmenin her hükmü şiddetin önlenmesini, mağdurlara yardım edilmesini ve faillerin adalet karşısına çıkarılmasını sağlamayı amaçlamaktadır. Kadına yönelik şiddetin - ev içi şiddet, takip etme, cinsel taciz ve psikolojik şiddet gibi - farklı biçimlerinin yasa dışılığının beyanını ve yasal yaptırımını gerekli kılmaktadır. Sözleşme, Avrupa’da ilk kez kadına yönelik şiddeti ve aile içi şiddeti önlemek, mağdurları korumak ve faillerini cezalandırmak için yasal olarak bağlayıcı standartları belirlemektedir. Sözleşme, kadınların insan haklarının korumasındaki önemli bir boşluğu doldurmakta ve aile içi şiddetin tüm mağdurlarına ilişkin korumayı genişleterek, taraf devletlerin ve herkesin; özellikle de kadınlar bakımından, gerek kamu ve gerekse özel alanda şiddete maruz kalmaksızın yaşama hakkını yaygınlaştırmak ve korumak için gerekli olan yasal ve diğer tedbirleri alacaklarını söylemektedir. Sözleşme sadece ev içi şiddeti değil; işyeri, okul, cezaevi vs. gibi kurumlarda ya da kamusal alanlarda meydana gelen şiddeti de yasaklamaktadır. İstanbul Sözleşmesinde, kadın ve erkek arasındaki eşitliğin sağlanması çerçevesinde kadına yönelik şiddeti önleme ve mücadele etme yükümlülüğü de getirilmektedir. Yasal yükümlülükler dışında, sözleşme aynı zamanda toplumun tamamına kadına yönelik ve ev içi şiddetin kabul edilmez olduğu yönünde önemli bir siyasi mesaj vermektedir. Bu sözleşmenin hedefi şiddeti deneyimleyen birçok kadının ve kızın gerçekliğini gün yüzüne çıkarmak, farkındalığı yükseltmek ve uzun vadede zihniyeti değiştirmektir. Kadının sosyo-ekonomik statüsünü güçlendirilmesi uzun dönemde kadına yönelik şiddetin azaltılmasında anahtar müdahaledir. Oysa çalışma hayatının dışına itilen Kadın iş dünyasında çoğunlukla dezavantajlıdır. TÜİK' in 6 Mart 2019 'da açıkladığı Hane Halkı İşgücü Verilerine göre 2017 yılında erkeklerin istihdam oranı %65,6 iken, kadınların istihdam oranı %28,9'dur. Ülkemizde kadınların iş hayatına katılım oranı, erkeklerin yarısından bile azdır. Çalışma yaşamına girebilen kadınların çalışma yaşamlarını kısa bir dönemde bitirmesi ve/veya kariyerde yükselme doğrultusunda tüm potansiyelini ortaya koyamamasının temel nedeni, ev ve iş yaşamını uzlaştırma konusunda yaşadıkları sorunlardır. Kadın, aile yaşamında çocuk, yaşlı ve hasta bakımı gibi yükümlülükleri kocası ile ve/veya devletle paylaşmak durumundadır. Ancak kreş, gündüz bakımevi gibi sosyal destek kurumları tüm çabalara karşın yeterli sayıya ulaşamamıştır. Kadınlar, yaşamlarının her alanında gelir dağılımındaki bozulmadan en fazla etkilenen grubu oluşturmaktadır. Gelirin, dolayısıyla yaşam standartlarının düşüşü, kadınları bir yandan marjinal işlerde çalışıp azalan geliri artırmaya zorlamaktadır. Kadınların eğitim düzeyi arttıkça, işgücüne katılım olanakları artmaktadır. Bu bağlamda, kadın emeğine vasıf kazandırabilmek için örgün eğitim yanında bilgi ve beceri geliştirmeye yönelik yaygın eğitime ihtiyaç vardır. Kadınların çalışma yaşamına girmesi veya girdikten sonra işe devamları konusunda yasalarda cinsiyete dayalı ayrımcılık söz konusu değildir. Ancak belli iş ve mesleklerin kadınlara uygun işler olarak toplumsal kabul görmemesi, görev dağılımında adil davranılmaması, ekonomik kriz dönemlerinde önce kadınların işten çıkarılması, özellikle kayıt dışı sektörde ücretlerin düşüklüğü, toplumsal cinsiyet ayrımcılığını körüklemektedir. Kadınlara yoksulluk nafakasının bağlanmasının temelinde kadın erkek eşitsizliği yatmaktadır. Toplumsal Cinsiyet ayrımcılığı ve eril şiddetle gün geçtikçe daha fazla nesneleştirilmeye 4 çalışılan kadınlarımız, birey olarak kendi kadın kimliğine sahip çıkmaya çalışan kadınları zorla da olsa aile içinde tutmaya çalışan yasal düzenlemeler yanında kadınların boşanmayla yoksulluğu düşmelerine engel olmak için tarafların durumlarına ve ihtiyaçlarına göre takdir edilen ve kadının durumunun düzeltilmesi halinde kaldırılabilen yoksulluk nafakasının sınırlandırılması tartışmaları; gündemi meşgul ederken kadınları çok daha endişeli hale getirmektedir. Kadına yönelik şiddetin her geçen gün arttığı, her gün pek çok kadının yaşamını yitirdiği, katledildiği, tacize ve tecavüze uğradığı, şiddet gördüğü, ekonomik olarak geçinemediği, yoksulluk sınırında yaşadığı, güvencesiz koşullarda çalışmak sorunda bırakıldığı bir ülkede yaşamak zorundayız. İmza attığımız Uluslararası sözleşmeler gereğince; kadınların ekonomik açıdan zayıf duruma düşmelerine ve cinsiyet eşitsizliğine yol açacak olan Nafaka düzenlemesinden vazgeçilmesi gereklidir. Aynı şekilde İstanbul sözleşmesi kadına yönelik şiddet olayların arabuluculuk müessesini yasaklıyor. Toplumsal cinsiyet ayrımcılığını ve eşitsizliklerinin ortadan kaldırılması için kadının güçlenmesi, birey kimliğine sahip çıkması ve bunun içinde çalışma yaşamına katılarak ekonomik olarak güçlenerek erkeğe bağlı kalmaktan ve bağımlı yaşamaktan kurtarılması gerekmektedir. Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği olarak; Kadına yönelik şiddetin önlenmesine ve kadın erkek eşitliğinin sağlanmasına yönelik Uluslararası Sözleşmelerin ülkemizde yaşama geçirilmesine destek oluşturmak üzere herkesi ve tüm kadınlarımızı, kamu kurumlarımızı ve kadınlara destek için çalışan sivil toplam örgütlerini duyarlı olmaya ve göreve çağırıyoruz.

Saygılarımızla

Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği

Genel Başkan

Hülya Yüksel

 

1 EYLÜL 2019

DÜNYA BARIŞ GÜNÜ BASIN BİLDİRİSİ

Bugün 1 Eylül. Dünya tarihinde önemli bir savaş, yıllar önce bugün başladı. Bir
diktatörün elinde olan Almanya, çeşitli bahaneler öne sürerek Polonya’ya saldırdı.
Durup dururken, Polonya’nın küçük bir kasabasına saldırılmasıyla başlayan bu
savaş, nihayetinde 5 milyon insanın acılar içinde yaşamını yitirdiği beş yılın
başlangıcı oldu. Bu utanç yılları, insanın insana neler yapabileceğinin bir göstergesi olarak tarihe kazındı.
Her ne kadar Barış Günü, daha sonradan Birleşmiş Milletler tarafından 21 Eylül olarak ilan edilse de bu korkunç yılların başlangıcı olan bugünü anmadan geçmek
olmaz.
Polonya 36 gün içinde yenik düşüp Sovyetler Birliği ve Almanya tarafından pay edildiğinde, o zamanın diktatörü Hitler, “Almanya’nın zaferinden bir an bile şüphe duymadım” demişti. Uydurma senaryolarla kışkırtılan Alman ve Sovyetler halkı da bir zafer kazandıklarını düşünüp kendi liderlerini haklı bulmuştu. Oysa orada ölen insanlar, bu iki büyük ülkeye karşı bir avuç denebilecek kadar az ordusu ile karşı
koymaya çalışmış bir ülkenin masum insanlarıydı.
Tarih tekerrürden ibaret derler, oysa tarih tüm gerçekliğiyle aktarılabilirse bir sonraki nesillere, işte o zaman geçmişten ders çıkarılabilir. 1 Eylül’ün bu acı dolu 5 yılın doğru anlatılması ve yitip giden canların anılması açısından önemi büyüktür. Yeni nesillere, bu korkunç zamanları hatırlatmamız bu farkındalığa bağlıdır.
Gılgamış Destanı’ndan üç büyük semavi kitaplara kadar tüm kutsal sayılan
metinlerde yer alan Büyük Tufan’ın bitişini simgeleyen beyaz güvercin ve gagasında taşıdığı zeytin dalı, artık kara günlerin bittiğini anlatır. Büyük Tufan bittikten sonra tüm
semavi kitaplarda yazdığı gibi, bir gökkuşağı belirir. Bu gökkuşağı, bir daha böyle bir felaketin olmayacağının sözü gibidir.

Her karanlığın içinde bir aydınlık bulunur. Her gece, bir sabaha ulaşır. Toprağa
ektiğiniz her tohum, günün birinde bir fidana dönüşür. İşte bu nedenle tarihin o
karanlık sayfalarına bir aydınlık bırakmak için duyurulan bugünün, “Barış Günü” olarak ilan edilmesinin haklı nedenlerini biz de savunuyoruz. Tüm insanlık için “utanç
yılları” olarak bilinen o yılların pek çok sorumlusu vardı ancak baş aktör olan diktatör Hitler’in içinde barındırdığı nefreti ne kadar düşünsek de çözemeyiz, anlayamayız.
İnsan, çevresinde bulunan her şeye karşı sorumludur: Doğaya ve diğer insanlara.
Bizim sorumluluğumuz da bu Barış Günü’nde, geçmişte olanları hatırlatarak,
çocuklarımızı, gençlerimizi doğru eğitime, aydınlığa ve bilgiye yöneltmek olmalıdır.
“Boş başak dik durur” atasözünü aklımızdan çıkarmadan, sevgiye, iyiliğe, güzelliğe
karşı eğilerek, bir küçük çocuğun meraklı bakışları ve sevgisi ile bilgilenelim. Yolumuz ışıkla, barışla ve sevgiyle dolsun.

1 Eylül Dünya Barış Günü’müz kutlu olsun. Her gün umularımız ve aydınlanmamızla gökyüzüne, gagasında bir zeytin dalı olan bir beyaz güvercin gönderebilmek dileği ile.

Barışın yolu açık olsun.
Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği

Genel Başkan

Hülya Yüksel

 

30 AĞUSTOS 2019

BAŞKANIN MESAJI

Kadına şiddet, çocuğa taciz, istismar edilen çocuklar, cinayetler, sokaklarda herkesin gözü önünde yapılan tacizler, bana dokunmayan bin yaşasın zihniyeti, aman üstünü kapatalım kızın namusu dile dolanmasın korkusu derken günümüz Türkiye"sin de Kadına karşı gittikçe arttırılan baskı ortamında yaşamımızı sürdürmeye çalışıyoruz.

Biz ne zaman çözümü şiddette arayan ve kadına yönlendirilen şiddet ile 2019 yılında onlarca kadının ölümünü, kız çocuklarının anne olmasını kanıksar ve bu insanlık dışı olayları kabul eder bir ruh haline girdik. Kadınlar yaratılan korku, şiddet, kaos ortamları nedeni ile toplumdan soyutlanmaya, gölgesinden çekinmeye ve en doğal hakkı olan sosyal yaşamdan çekilmeye zorlanmaktadır. Biz, kimsenin emaneti ve malı olmayan, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan laik kadınlarız. Eğitim görmek, kimsenin korunmasına ihtiyacımız olmadan aile, iş ve sosyal yaşamda yer almanın bizlere ayrıcalıkmış gibi sunulmasından yada davranılmasından çok rahatsızız.
Çocuk anneleri görmezden gelenlere, kadınlar öldürüldüğünde kanunun gereklerini yapmayanlara, haklarımızı kadın olduğumuz için işletmeyenlere herşeyi farkında olduğumuzu ve üzerimizden siyaset yapılmasını protesto ediyoruz. Kadının yaşama karşı gösterdiği naiflik, yumuşaklık, sevecenlik eğer toplumun bir kesimi tarafından bu kadar acımasızca kullanılacak ise biz kadınlar demir yürekli olmayı da biliriz. Unutmayalım ki, Kurtuluş savaşı kadın, çocuk ayrımı yapılmadan bu güzide vatan için herkesin birbirinin yanında durması ile kazanıldı.

Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği

Genel Başkan

Hülya Yüksel

 

24 AĞUSTOS 2019

KADIN CİNAYETLERİ BASIN BİLDİRİSİ

Ülkemizde son yıllarda hayatındaki erkekler tarafından öldürülen kadınların sayısı ve ölüm şekilleri, şiddetin gelindiği son noktanın göstergesidir. Kadınların can güvenliğinin yetersizliği ürkütücü boyutlara ulaşmıştır. Haziran ayında kırk kadın; eşi, eski eşi, babası ya da kardeşi tarafından öldürülmüş, 2019 ilk yarısında 214 kadın bu şekilde yaşamını yitirmiştir.
En son dün eski eşi tarafından, evladının önünde hunharca öldürülen Emine Bulut'un ölmeden hemen önce "Ölmek istemiyorum" feryadı önce insan, sonra kadın olarak yüreğimizi dağladı.
Ondan hemen önce ki gün Konya 'da, ondan önce Mersin'de kocaları tarafından açık yerde onlarca kere bıçaklanarak öldürülen kadınların ölümleri, artık münferit olay olmanın çok ötesine geçmiş ve erkek şiddetini kadın varlığına, kimliğine topyekün bir saldırı haline getirmiştir.
Bunun kadar acı ve tehlikeli olan bir diğer vakıa ise; Kadınlara yönelik şiddet son zamanlarda o kadar kanıksanmıştır ki değil darp, bir çok öldürme olayı dahi artık basında yer bulmamakta, kadın cinayetleri ve kadına yònelik şiddet kamusal alanda fütursuzca yapılmakta, hiç bir müdahaleye uğramamaktadır.
Kamusal alanda kadının nafaka hakkı ve 6284 sayılı aile içi şiddete yönelik kanun tartışmaya açılırken, kadın cinayetleri görmezden gelinmektedir.
Kadın katillerine, yargılama ve cezalandırmada gösterilen müsamaha ve ceza indirimleri şiddet eğilimli erkekleri cüretlendirmektedir.
Evde, okulda, işte eşitsiz koşullarda sosyal yaşama eğitime, ekonomik güce erişmekte güçlük çeken kadın; toplumun ve devletin duyarsızlığını her gün yitirmesi sonucu erkek şiddeti karşısında yalnız, savunmasız, korumasız bırakılmaktadır.
Yaşam hakkı en temel insan hakkıdır. Kadını ayrımcılığa, her türlü şiddete karşı korumak yükümlülüğü Anayasamız, CEDAW Sözleşmesi ve 6284 sayılı yasa ile tüm kurumlara verilmiştir.
Anayasal ve yasal sorumluluğun ötesinde insan yaşamını korumak, aynı zamanda vicdani ve toplumsal bir sorumluluktur.
Cumhuriyet Devrimi bir kadın devrimi olup, kadını toplumda en öne yerleştirmiş, ona bir çok ülkeden önce tüm medeni haklarını kazandırmıştır.
Üzülerek görülmektedir ki son yıllarda hayatın her alanındaki uygulama ve toplum mühendisliği çalışmaları ve en çok da eğitim sistemimize yapılan müdahalelerle kadınlarımız sahip oldukları konum ve kazanımlarından yoksun bırakılmaya, Cumhuriyet öncesi konumuna çekilmeye çalışılmaktadırlar.
Kadına yönelik bu siyasi yaklaşım onu, bırakın diğer haklarını yaşam hakkını yitirme noktasına getirmiştir.
Ülkemizde ürkütücü boyutlara varan çocuk cinsel istismarı ve kadın cinayetleri, bu gerici çarpık yaklaşımın bir sonucudur.
Kadını eşit ve özgür bir birey olarak gören toplumsal cinsiyet eşitliği bilincine erişmeden kadın cinayetleri engellenemez.
Türk kadını olarak kazanımlarımızdan vazgeçmemiz, geriye yürümemiz asla düşünülemez.
Tüm yetkilileri acilen yasalardan, Anayasa'dan ve Uluslararası sözleşmelerden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmeye, kadına yönelik ayrımcılık ve şiddeti ortadan kaldırmak için gereğini yapmaya davet ediyoruz.
Yüce milletimizi, Ata'mızın "Sen yerlerde sürünmeye değil, Göklerde yükselmeye layıksın" dediği; kadınlara, annelere, kızkardeşlere sahip çıkmaya çağırıyoruz.
Artık yeter! Ölmek istemiyoruz!
Saygılarımızla,

Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği

Genel Başkan

Hülya Yüksel

 

23 AĞUSTOS 2019 BAŞKAN MESAJI

KADINA YÖNELİK ŞİDDETİ YAŞAMAK KADERİMİZ DEĞİLDİR

Bu ülkenin kadınları kendilerine biçilen rolleri oynamak, hayatları yaşamak zorunda değiller. Öldürülmek, tecavüz edilmek, taciz edilmek, 2.sınıf vatandaş olmak bizim kaderimiz değil ve hiç bir zaman olmayacak.
"Kadınlar içtimai hayatta erkeklerle birlikte yürüyerek birbirinin yardımcısı ve destekçisi olacaklardır” diyen Mustafa Kemal Atatürk"ün bize verdiği değer ile bugünün Türkiye'sinde kadının kabul etmek için zorlandığı, alın yazısı gibi kabul etmesi istenen yada sadece haber niteliği olarak günlük gazetelerde yer alıp ertesi gün unutulan yaklaşım arasındaki fark ne kadar acınası ve çağdışıdır.
Basın, iş dünyası, akademik camia, bürokrasi, siyasî partiler, devletimiz başta olmak üzere herkesin “KADIN CİNAYETLERİNE DUR” demek üzere harekete geçmesini ivedilikle rica ediyoruz.
Gittikçe hunharlaşan “KADINAYÖNELİKŞİDDET”  i yapanları, göz yumanları, basında haber olarak görmekten öteye geçmeyenleri kınıyoruz.
Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği
Genel Başkanı
Hülya Yüksel

 

1 AĞUSTOS 2020 BAŞKAN MESAJI

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ

1 Ağustos 2014' te yürürlüğe giren İstanbul sözleşmesi, kadına yönelik şiddetin önlenmesi konusunda Türkiye'ye pek çok yükümlülük getirmektedir. İstanbul sözleşmesi uluslararası hukukta; şiddetin, kadın erkek eşitsizliğinin ve kadınlara karşı yapılan ayrımcılığın bir sonucu olduğunun vurgulandığı ilk sözleşme ve fiziksel, cinsel, ekonomik ve duygusal şiddet gibi her tür şiddetle mücadele konusunda "Önleme, Koruma, Kovuşturma ve Destek Politikalarından" oluşan dört temel yaklaşımı içermektedir.
Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği olarak bu sözleşme hükümlerini destekliyor, kadın haklarından taviz vermeyeceğimizi ve sonuna kadar savunucusu olacağımızı belirtiyoruz.

Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği
Genel Başkan

Hülya Yüksel

 

24 TEMMUZ 2019 BAŞKAN MESAJI

LOZAN BARIŞ ANTLAŞMASI”NIN 96.YILI (24 TEMMUZ 1923)

24 Temmuz 1923 de uzun ve zorlu bir müzakere sürecinden sonra imzalanan Lozan Barış Antlaşması ile Türkiye ve Batı devletlerinin siyasi, hukuki ve sosyal ilişkileri yeni baştan düzenlenmiştir. Lozan, haklarını sonuna kadar savunan bir ülke ile Batı'nın hesaplaşması ve barış koşullarını tekrar düzenlemesidir. Uluslararası antlaşmaların ülke meclislerinde onaylanması gerektiren yasalar gereği taraf ülkeler meclislerinde antlaşmayı onayladıktan sonra belgeler Paris’e gönderilmiş ve 6 Ağustos 1924 tarihinde Lozan Barış Antlaşması yürürlüğe girmiştir.
Lozan Barış Antlaşmasında devletlerin istiklal ve hakimiyetine saygı gösterilmesi prensibine yer verilmiştir. Bu prensip, Türkiye'nin I. Dünya Savaşı galipleri ile eşit şartlar altında, Lozan'da siyasi bir mücadeleye giriştiğinin göstergesidir.
Lozan Barış Antlaşması ile sınırlarımız, kapitülasyonlar, azınlıkların hakları, savaş tazminatları, boğazların konumu, patrikhaneler gibi Türkiye açısından çok önem arz eden bir çok konu görüşülerek sonuca bağlanmış yada takip eden süreçte Türkiye lehine sonuçlandırılmıştır.
Lozan Barış Antlaşması, askeri olarak kazanılan savaşlardan sonra Türkiye Cumhuriyetinin siyasi, hukuki ve ekonomik alanlarda kazandığının göstergesi olan en önemli varoluş belgelerinden biridir. Bu belgenin içeriğinin bizler tarafından iyi bilinmesi, yorumlanması ve gençlerimize anlatılmasının önemi aşikardır.
Biz, Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği, olarak ülkemiz için varını yoğunu her alanda ortaya koyan Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk, Ata’mız tarafından görevlendirilerek giden ve zorlu müzakereleri başarı ile tamamlayan İsmet İnönü ve arkadaşlarına minnetimizi yürekten sunuyor, saygı ile anıyoruz.
Lozan Barış Antlaşmasının 96.yılı kutlu olsun.
Saygılarımızla,
Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği
Genel Başkan

Hülya Yüksel

 

11 TEMMUZ 2019

KADIN ÜNİVERSİTELERİ KONUSUNDA BAŞKAN MESAJI

Türkiye bundan yaklaşık yüz yıl önce Cumhuriyetle laikliği, eğitimde birliği ve karma

eğitimi seçmiştir. Karma eğitim, toplumsal cinsiyetin, kadın ve erkeğin fırsat eşitliğinin, anayasamızın ve imzaladığımız uluslararası anlaşmaların gereğidir.

100 yıldır laik olan ve kadın ile erkeğin yaşamın her alanında yasalarla eşit kılındığı ülkemiz için Japonya’daki kadın üniversitelerinin bir örnek teşkil etmesi söz konusu olmamalıdır. Japonya’nın teknoloji alanında gösterdiği başarı hepimiz tarafından takdirle karşılanmaktadır. Ancak toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda uzun yıllar feodal bir yapının egemenliğinde kalan Japonya'da 1860'lara dek hüküm süren samuray geleneğine göre kadının yeri evi, çocukları ve kocasının yanı olduğu bilinmektedir.

70 yıl önce Türk Üniversiteli Kadınlar Derneğinin kuruluşunda yer alan ilk Üniversite mezunu kadınlarımız gibi alanlarında ülkemizi başarı ile temsil eden genç kızlarımızın yetişmesi için yüksek kalitede eğitimi, cinsiyet ayrımı yapmadan alabildiğimiz üniversitelerin artmasına öncelikle ülke ekonomisinin ihtiyacı vardır.
Kadının, yaşamın hiç bir alanında ayrıştırılması, kabul edilemez.

Bizim, bir ülkenin gelenekleri nedeni ile kendi kültürüne uygun olduğu için seçtiği eğitim modelini örnek almaktan ziyade üniversitelerimizde ki eğitimi daha ileri seviyelere taşıyacak bilimsel ve akademik bir restorasyona gidilmesi üzerinde kafa yormamız gerekmektedir.

Derneğimizin kurucuları arasında yer alan Süreyya Ağaoğlu 1920 yılında İstanbul Kız Lisesi’nden mezun olduktan sonra 1921 yılında, hukuk eğitimi görmek için o yıllarda adı Darülfünun olan İstanbul Üniversitesi’ne tüm koşulları zorlayarak başvurmuştur. Hukuk Fakültesi’nde okumak isteyen ilk kız öğrenci olarak fakültenin kız öğrencilere açılmasında öncü rol oynayan Ağaoğlu beraberinde iki kız arkadaşını da okula getirerek kız öğrencilerin de bu bölümde okumasını sağlamıştır.
1927’de Ankara Barosu’na kaydolarak serbest avukatlık ruhsatını alan Ağaoğlu’nun  “Türkiye’nin ilk kadın avukatı” ünvanı sahibi olduğunu, hayatı boyunca avukatlık mesleğini sürdürdüğünü ve meslek yaşamı boyunca çok sayıda uluslararası konferansta Türkiye’yi başarı ile temsil ettiğini hatırlatmaktan gurur duyarız.
Kadınların başta yaşam hakkının koruna bilirliği gibi bir çok yaşamsal sorun varken kadın üniversitesi gibi bir konunun gündem maddesi olmasını, alanlarında ilki oluşturan üniversite mezunu kadınların kurduğu Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği olarak doğru bulmamaktayız.

Hedefimiz sadece kadınların değil tüm gençlerimizin eğitim kalitesinin artması, uluslararası arenada ülkemizi başarı ile temsil edebilmeleri için gereken desteği görmeleri, yüksek yaşam kalitesine sahip gençler olarak ülkemizi geleceğe taşımaları olmalıdır.

Saygılarımızla
Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği

Genel Başkan

Hülya Yüksel

24 TEMMUZ 2019

LOZAN BARIŞ ANTLAŞMASININ 96.YILI BASIN BİLDİRİSİ (24 Temmuz 1923)

24 Temmuz 1923 de uzun ve zorlu bir müzakere sürecinden sonra imzalanan Lozan Barış Antlaşması ile Türkiye ve Batı devletlerinin siyasi, hukuki ve sosyal ilişkileri  yeni baştan düzenlenmiştir. Lozan, haklarını sonuna kadar savunan bir ülke ile Batı'nın hesaplaşması ve barış koşullarını tekrar düzenlemesidir. Uluslararası antlaşmaların ülke meclislerinde onaylanması gerektiren yasalar gereği taraf  ülkeler meclislerinde antlaşmayı onayladıktan sonra belgeler Paris’e gönderilmiş ve 6 Ağustos 1924 tarihinde Lozan Barış Antlaşması yürürlüğe girmiştir. 

Lozan Barış Antlaşmasında devletlerin istiklal ve hakimiyetine saygı gösterilmesi prensibine yer verilmiştir. Bu prensip, Türkiye'nin I. Dünya Savaşı galipleri ile eşit şartlar altında, Lozan'da siyasi bir mücadeleye giriştiğinin göstergesidir.

Lozan Barış Antlaşması ile sınırlarımız, kapitülasyonlar, azınlıkların hakları, savaş tazminatları, boğazların konumu, patrikhaneler gibi Türkiye açısından çok önem arz eden bir çok konu görüşülerek sonuca bağlanmış yada takip eden süreçte Türkiye lehine sonuçlandırılmıştır.

Lozan Barış Antlaşması, askeri olarak kazanılan savaşlardan sonra Türkiye Cumhuriyetinin siyasi, hukuki ve ekonomik alanlarda kazandığının göstergesi olan en önemli varoluş belgelerinden biridir. Bu belgenin içeriğinin bizler tarafından iyi bilinmesi, yorumlanması ve gençlerimize anlatılmasının önemi aşikardır.

Biz, Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği, olarak ülkemiz için varını yoğunu her alanda ortaya koyan Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk, Ata’mız tarafından görevlendirilerek giden ve zorlu müzakereleri başarı ile tamamlayan İsmet İnönü ve arkadaşlarına minnetimizi yürekten sunuyor, saygı ile anıyoruz.

Lozan Barış Antlaşmasının 96.yılı kutlu olsun.

Saygılarımızla,

Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği

Genel Başkan

Hülya Yüksel

 

 

15  HAZİRAN 2019

BAŞKANIN MESAJI

Kadın hakları ve özgürlükleri için mücadele eden TÜKD bu amaçlarla kurulduğu1949 yılından beri Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı demokratik ve laik bir  düzen içinde yapılandırılmış ve bu zemin üzerinde kadın hakları mücadelesine ve çalışmalarına devam etmiştir.

Dernek tüzüğümüzün 2 maddesi 1.a) maddesinde amaçlarımız ‘Dernek, Atatürk İlke ve Devrimleri’ni benimseyen üniversite mezunu ve yaşamın her alanında yüksek ahlak ilkelerine bağlı, insan haklarını eşit bireyler olarak kullanabilen kadınların, toplumda, çağdaş yaşam ve laik düzen etrafında bütünleşmeyi sağlamaları; insanlar arasında, dostluk, ortak çalışma ve yardımlaşma ile kadını her alanda güçlü ve eşit konumda kılarak ülke kalkınmasına katkıda bulunmaları ve Türk kadınını yurtiçi ve yurtdışında en iyi şekilde temsil etmeleri amacıyla kurulmuştur.’ şeklinde belirlenmiştir. Atatürk ilke ve devrimlerini benimseyen ve yaşamın her alanında yüksek ahlak ilkelerine bağlı üniversiteli kadın üyeler olarak nerede durduğumuz çok açık ve nettir.

1200 üyeyi aşan derneğimizde birçok arkadaşımız demokratik  zemin üzerinde hukuksal mücadelelerine devam etmektedir. Nitekim TÜKD üyelerinin de içinde yer aldığı 49 Baro ortak basın açıklaması yapmıştır. Aynı şekilde  hukuksal mücadeleye devam eden üyelerimiz arasında Kocaeli Baro Başkanımız, İstanbul Barosu Başkan yardımcısı ve Bursa  Barosu genel sekreteri ve birçok arkadaşımız demokratik yollardan mücadele etmeye devam etmektedir.  

Demokrasi, öncelikle halkın iradesi ile şekillenen seçim sonuçlarına saygı duymakla başlar. TÜKD GMYK olarak hep birlikte  içinde bulunulan sürecin sorumluluğunun bilincinde olarak 23 haziran seçimlerinin, İstanbul ve Ülke genelinde sağduyuyla ve demokratik kurallara uygun bir şekilde sonuçlanmasını diliyoruz.

Saygılarımızla

Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği

Genel Başkan

Hülya Yüksel

 

15 HAZİRAN 2019 BAŞKAN MESAJI

2019-22 DÖNEMİ AÇILIŞ TOPLANTISI

Değerli Şube Başkanlarımız

Genel Merkez Yönetim Kurulumuz ve Sevgili Üyelerimiz

2019-22 çalışma dönemini başlattığımız toplantımıza hoş geldiniz.

Bu toplantı ile amacımız, Türk Üniversiteli Kadınlar Derneğinin kısa ve uzun vadeli stratejilerini, hedeflerini, çalışma prensip ve politikalarını, yöntemlerini birlikte belirlemek ve Ortak Akıl ile hareket etmektir.

1949 yılında birbirinden değerli öncü ve lider üniversite mezunu kadınlar tarafından kurulan derneğimizin bu ruhu yeniden canlandırarak günümüz koşullarına göre başta çalışma şekli olmak üzere birçok konuda yeniden yapılanarak ve hedeflerini belirleyerek, organize olmuş bir yapı ile harekete geçmesi gerekmektedir.

Türkiye’nin içinde bulunduğu coğrafyanın koşulları, dünya devlerinin teknolojik gelişmeleri, global ekonominin gerçekleri dikkate alındığında Türk Üniversiteli Kadınlar Derneğinin  üniversite mezunu ve yaşamın her alanında yüksek ahlak ilkelerine bağlı biz Kadınlarının dünyadaki bu gelişmelere uyum sağlayarak değişip, gelişerek yenilenmesi zorunludur.

World Economic Forum Global GenderGap 2017 Raporuna göre; Türkiye, 144 ülke arasında;

Cinsiyet eşitliği açısından 131. sırada, ekonomik alanda 128. sırada, okuma yazma oranına göre 94. sırada, sağlık alanında 59. sırada ve siyasi arenada temsiliyet bakımından cinsiyetlerin eşitliği alanında  118. sırada gelmektedir.

Rapordaki veriler dikkate alındığında Ülkemiz, bir çok alanda beklenenin çok altında bir sıralamada yer almaktadır.

Bu veriler biz Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği üyelerine daha fazla sorumluluk yüklemektedir. Derneğimizin yapısını, faaliyet alanlarını, çalışma yöntemlerini çok hızlı bir şekilde değerlendirip günün koşullarına uyarlarken sahip olduğumuz deneyim, eğitim ve tecrübeyi hep birlikte ortaya koymalıyız. 

İçinde bulunduğumuz koşulların gerçekçi analizi, verimsizliklerimizin tespiti, kuvvetli alanlarımızın ortaya çıkartılması ve daha iyiye ulaşmak üzere hedeflerimizde hem fikir olmamız, farklılıklarımızı Derneğimizin kazançlarına çevirmemizin bir yoludur. Derneğimizi geleceğe taşıma dönemimiz gelmiştir.

Derneği kuran lider ruhlu kadınların içinde bulunduğu zorlukları unutmamamız gerekir. Ancak o kadınların kuvvetlerinin dayanışma, birlik ve beraberlik ruhu ile hareket etmelerinden geldiğini de göz ardı etmemeliyiz. Bernard Shaw’un şu sözünü çok severim: “Bu dünyada yol alan kişiler, ayağa kalkıp istedikleri koşulları arayan ve bulamadıklarında yaratan insanlardır”. Biz, TÜKD kadınları olarak içinde bulunduğumuz süreç bizi ne kadar zorlar ise zorlasın bu durumu Ortak Akıl, Yenilenme, Gelişme ve bulunduğumuz toplumu Geliştirme ile derneğimizin lehine çevirmeliyiz. 

13 Nisan 2019 Olağan Genel Kurulunu takiben Genel Merkez Yönetim Kurulu olarak çalışmalarımıza başladığımızda ilk tespitim; 

TÜKD Genel Merkez Yönetim Kurulumuzu oluşturan üyelerimizin şubelerimizin farklılıklarını temsil eden, kariyerlerinde başarılı geçmişlere sahip olan ve en önemlisi sorumluluk duygusuna sahip üyeler olması idi. Seçim öncesi Yönetim Kurulunu oluşturan Başkan Adayı olarak biraz akıl birazda duygusal zeka ile hareket ettiğimi söylemeliyim.  Yönetim kurulumun bu sorumluluk duygusu ve heyecanla çok kısa bir süre içinde yaptığı yoğun çalışmalarla karşınıza 2019-22 dönemini kapsayacak bir Yol Haritası önerisi ile gelebildik.

Değerli Arkadaşlarım, Genel Başkan olarak şubelerimizin birbirinden farklı yerel özelliklere sahip olmasının önemini Olağan Genel Kurul öncesi şubelerimizi ziyaret ederken tespit ettim ve bu farklılıkları derneğimiz için Pozitif değerlere çevirme olanağını gördüm.

Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği, adında Türk unvanını taşıyan, Bakanlar Kurulu kararı ile hem kamu yararına çalışma statüsü ve  hem de uluslararası dernek statüsü almış bir dernektir. Bu durumun, toplumda derneğimizi  temsil ederken, bizlere  yüklediği sorumluluk, çok fazladır. Bilgimiz, yeteneklerimiz, deneyimimiz ve Üniversiteli kadınlar olarak duruşumuzun önemi, derneğimizi geleceğe taşımamızda çok etkin olacaktır.

Dernek tüzüğümüzde, Çağdaş Türk kadınlarını insan hakları konusunda evrensel ilke ve değerlerle donatmak üzere eğitmek,  doğrudan veya dolaylı her türlü ayrımcılıkla mücadele ederek bilinçlendirmek ve farkındalık yaratmak gibi  sorumluluklarımız, TÜKD Kadını olarak misyonumuzu, amaçlarımızı, faaliyet alanlarımızı ve en önemlisi Atatürk İlke ve İnkilaplarına inancımızı çok açık ve net olarak belirtilmektedir.

Sizlerden Tüzüğümüzün 2..maddesinde yer alan “Atatürk İlke ve Devrimleri’ni benimseyen üniversite mezunu ve yaşamın her alanında yüksek ahlak ilkelerine bağlı, insan haklarını eşit bireyler olarak kullanabilen kadınların, toplumda, çağdaş yaşam ve laik düzen etrafında bütünleşmeyi sağlamaları; insanlar arasında, dostluk, ortak çalışma ve yardımlaşma ile kadını her alanda güçlü ve eşit konumda kılarak, ülke kalkınmasına katkıda bulunmaları ve Türk kadınını yurtiçi ve yurtdışında en iyi şekilde temsil etmeleri gereği” sözünü her daim üyeleriniz ve arkadaşlarınız ile paylaşmanızı rica ediyorum. Bu madde bizim en önemli  sorumluluğumuz ve görevimizi ifade etmektedir.

Önceden planlanmamış olan ve mevcut düzenin dışına çıkarak gerçekleştirdiğimiz bu toplantımıza, bizleri kırmayıp katılan siz değerli başkanlar ve başkanı temsil eden arkadaşlarımıza genel merkez yönetim kurulu ve kendi adıma çok teşekkür ederim.

Saygılarımla

Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği

Genel Başkanı

Hülya Yüksel

 

15 HAZİRAN 2019

2019-22 DÖNEMİ TOPLANTI AÇILIŞ KONUŞMASI

Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği (TÜKD), 13 Nisan 2019 tarihinde düzenlenen Olağan Genel Kurul ile 27.Dönem yeni Genel başkanı olarak Matematik Yüksek Mühendisi Hülya Yüksel’i seçmiş bulunuyor. Son iki dönem başkanlık yapan Prof. Dr. Gaye Erbatur'dan görevi devralarak   2019 - 2022 dönemi için Genel Başkanlık görevini üstlenen Yeni Dönem Başkanı Hülya Yüksel; İstanbul Teknik Üniversitesi Matematik  Mühendisliğinden mezun olduktan sonra ABD'de Bilgisayar Bilimleri alanında yüksek lisans yapmıştır. Meslek yaşamına telekomünikasyon sektöründe yazılım mühendisi olarak başlayan Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği Genel Başkanı Hülya Yüksel profesyonel yaşamına telekomünikasyon ve enerji alanlarında üst düzey yönetici  olarak devam etmiştir.

Genel Merkez Yönetim Kurulu ilk toplantısında görev dağılımı yaparak,

2.Başkanlarını; Prof.Dr. Gönül Balkır, Av. Şerife Özdemir, Meral Güler olarak,

Genel Sayman ve Yardımcısını; Berin Önürmen ve Aynur Saraç olarak,

Genel Sekreter ve Yardımcısını; Av. Hüsniye Altın Yeşil ve Prof.Dr. Nilgün Okay olarak,

Yönetim Kurulu Üyeleri ise ; Prof.Dr. Fatma Sırmatel, Prof.Dr. Fulya Sarvan ve Ezgi Yetkiner olarak seçmiştir.

Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği, Atatürk İlke ve Devrimleri’ni benimseyen Üniversite mezunu kadınlar tarafından; Türk kadınını yurtiçi ve yurtdışında en iyi şekilde temsil etmek ve savunmak amacıyla 19.12.1949 tarihinde önder üniversite mezunu kadınlar tarafından kurulmuştur. Kurucu üyelerimiz Süreyya Ağaoğlu, Sara Akdik, Şevket Fazıla Giz, Nüzhet Gökdoğan, Remziye Hisar, Nebahat Karaorman, Müfide Küley, Türkan Rado, Pakize Tarzi, ve Beraat Zeki Üngör  hanımefendilerdir.

03.12.1953 yılında Bakanlar kurulu kararı ile uluslararası faaliyet izni alan derneğimiz 1955 yılından itibaren  “Uluslar arası Üniversite Mezunu Kadınlar (GWI)”  asil üyesi olarak, Dünya kadınları ile işbirliği ve dayanışma içinde faaliyetlerine devam etmiştir.

05.02.1970 tarihinde Bakanlar Kurulu Kararı ile kamu yararına dernek statüsünü kazanan derneğimiz Türk Kadınlarına yaptığı katkı ve faaliyetleriyle 04.08.1975 tarihinde Bakanlar Kurulu Kararı ile Dernek isminin başına Türk ünvanını almıştır.

Üniversiteli Kadınları yurt içinde ve yurt dışında başarıyla temsil eden derneğimiz 2002 yılından itibaren  “Avrupa Üniversiteli Kadınlar (UWE)” birliğine üye olmuş ve faaliyetlerini genişleterek sürdürmüştür.

Derneğimiz, 2019 Temmuz ayında Cenevre’de yapılacak Olağan Genel Kurulda delegeleri ile Türkiye’yi temsil edecektir. 56 ülkenin bağlı bulunduğu bölge organizasyonunda Türkiye üye sayısı ile ikinci sırada yer almaktadır. GWI’ın 5 başkan yardımcısından birisi Türk’tür. Yeni dönemde GWI ve UWE gibi üyesi olduğumuz kuruluşlar ile her alandaki işbirliğimizi geliştirmek ve yurtdışındaki görünürlüğümüzü arttırmak öncelikli hedeflerimiz arasındadır.  

Genel Merkezi İstanbul’da olan TÜKD’nin Türkiye genelinde 26 şubesi bulunmaktadır. Genel Merkeze bağlı olarak kurulan 26 şubemizi;

İstanbul’da, İstanbul, Kadıköy, Bakırköy, Sarıyer, Ataşehir şubeleri olarak, Ankara’da, Ankara, Yıldız, Ümitköy şubeleri olarak, Antalya’da, Antalya, Konyaaltışubeleri olarak sıraladıktan sonra; Adana Şubesi, Bolu Şubesi, Bursa Şubesi, Bodrum Şubesi, Edirne Şubesi, Eskişehir Şubesi, Gaziantep Şubesi,Isparta Şubesi, İzmir Şubesi, Kastamonu Şubesi, Kocaeli Şubesi, Konya Şubesi, Samsun Şubesi, Uzunköprü Şubesi ve Yalova Şubesi olarak sayabiliriz.

Derneğimiz, toplumun aydınlanması,  kız çocuklarının ve kadınlarımızın çağdaş koşullar altında eğitilmesi, kadınlarımızın iş ve meslek sahibi olmalarına destek olunması, kadınları karar verme mekanizmalarında yer almaları, Üniversite öğrencisi genç kızlarımıza burs vermek, onları sosyal ve iş yaşamına hazırlamak gibi kadını ilgilendiren her alanda faaliyetler düzenlemektedir. Yılda iki kere tüm şubelerin katılması ile gerçekleştirilen Şubeler arası toplantı, TÜKD’nin gelenekleri arasında yer almakta; derneğin hedeflerinin güncellenmesine, üyeler arasında dostluk ve kültürel kaynaşmasının gelişmesine vesile olmaktadır. 

Derneğimiz 2008 yılından itibaren Onur, Bilim, Spor, Medya, Sanat alanlarında önderlik etmiş Üniversiteli Kadınlarımıza  Önder Kadın Ödülleri vermeye başlamıştır. 2019 yılında Onur ödülünü Prof. Dr. Yakın Ertürk’e, bilim ödülünü Prof. Dr. Ayşe Akın’a, spor ödülünü Buse Tosun’a,  Medya Ödülünü Çiğdem Toker’e ve Sanat ödülünü de Sumru Yavrucuk’a vererek Önder Kadın Ödül Törenini gerçekleştirmiştir. 

 

Toplumsal cinsiyet eşitliği ve ayrımcılık konusundaki tüm çalışma ve vurgulara rağmen ülkemizde Üniversiteli olsun olmasın her yaş ve kesimdeki kadın ve kızlarımız kamu ve özel her alanda  doğrudan ve dolaylı olarak cinsiyet ayrımcılığına maruz kalmaktadırlar.

World Economic Forum Global GenderGap 2017 Raporuna göre, Türkiye, 144 ülke arasında cinsiyet eşitliği açısından 131. sırada, ekonomik alanda 128. sırada, okuma yazma oranına göre 94. sırada, sağlık alanında 59. sırada ve siyaset mekanizmalara katılmaya gelindiğinde toplumsal cinsiyet eşitliği alanında 118. sırada gelmektedir.

 

Tüm dünya da ve ülkemizde toplumsal cinsiyetin, biyolojik cinsiyetten farklı bir temele oturtularak, kadına ve erkeğe farklı roller yüklediği görülmektedir. Bu roller kapsamında yapılan doğrudan veya dolaylı ayrımcılıkla kadınların; toplumsal, kültürel, siyasal, hukuksal ekonomik ve diğer her alanda yaşanması güç bir hayatın içine itildiği görülmektedir. Toplumsal cinsiyet ayrımcılığının yarattığı modellerin, kadınların aleyhine ve sistemin çıkarlarına hizmet etmesine karşı; kadın kimlik ve rollerine sahip çıkan kadınlarımız, bu modelleri reddetmekte; yaşamın her alanında kendi modellerini yaratabilmek adına zorlu bir mücadeleye girişmektedirler. Bu mücadele de en güçlü alanlar arasında hukuk, eğitim ve kadınların çalışma hayatında eşit temsili zorunluluğu gelmektedir.

Kadın kimliğine sahip çıkılan en güçlü alanlar arasında kültür ve sanat  öncelikle gelmektedir. Eğitim, kültür ve sanatın toplumu ve özellikle kadınlarımızı dönüştürücü gücü, sanat alanında güçlerini birleştiren sanatçıların; kadınlığa dair oluşturulmuş yapıları, söylevleri, sanatsal araçlarla yıkmaya ve yeniden oluşturma gayret ve çalışmaları; TÜKD olarak bizim de yeni dönemde Kültür, Sanat, Sosyal Etkinlikler alanında yeniden yapılanmamızın kriterlerinden biri olmaktadır.

70 yıllık onurlu bir maziye sahip derneğimizin 2019-22 çalışma döneminin “Yol Harita” sını, 15 Haziran 2019 tarihli toplantımızda ülke genelinden katılan 26 şube başkanımız ile birlikte ortak aklımızı kullanarak belirleyeceğiz.

Derneğimiz, 2019-22 Döneminde tüm şubeleri kapsayan Komisyonlar oluşturarak, farklı alanlarda bir orkestranın uyumu gibi birlikte hareket etmeyi hedeflemektedir. 

Genel Merkez Yönetim Kurulu olarak, TÜKD’nin  “Ana Hedefler” ini başlıklar şeklinde tartışarak değerlendirmek üzere bilgilerinize sunuyoruz; 

  • TÜKD’nin  1949 Ruh’unu koruyarak, ülkemizin ve dünyanın içinde bulunduğu ekonomik, siyasi, kültürel koşulları dikkate alarak yeniden yapılanması ve örgütlenmesi,
  • Türkiye genelinde daha görünür hale gelmek üzere politikalar üretmek, Şube üyeleri ve Şube sayılarını arttırarak belirli bir plan dahilinde büyümek,
  • Türkiye genelinde üniversiteli kadın kimliğini bilinçlendirecek ve farkındalığını arttıracak ve tüm şubeleri kapsayacak projeler geliştirmek ve uygulamak,
  • Şubelerimizin, bulundukları illerdeki yerel farklılıklarını ve kültürel zenginliklerini arttırarak derneğimize ve topluma değer olarak kazandırmak,
  • Toplumsal Cinsiyet Eşitliği başlığı atkında Kadın İstihdamı, Kadın Cinayetleri, Çocuk Evlilikleri ve Çocuk Anneler, Kadın Sağlığı, Siyasi Alanda Kadının güçlendirilmesi, Ücretlendirmede Cinsiyetler Arası Eşitsizlik vb konularda Türkiye genelinde ortak akıl ve planlama çalışmalarına başlamak.

Bulundukları illerde TÜKD’yi başarı ile temsil eden Şube başkanlarımız, Şube Yönetim kurulları ve üyeleriyle tecrübe ve deneyimlerimizi ortaya koyarak; her yaş ve kesimden kadına ulaşmayı sağlamak, kadınlarımızın bireysel ve toplum nezdinde hak ettiği yer ve statüde olması için çalışmalarımızı genişleterek paylaşmaya kararlıyız.

Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği Genel Merkez ve Şubeleri olarak,  Atatürk İlke ve Devrimleri’ni benimseyen üniversite mezunu ve yaşamın her alanında yüksek ahlak ilkelerine bağlı, insan haklarını eşit bireyler olarak kullanabilen üniversiteli kadınlarımızı;

  • Derneğimize üye olmaya,
  • Çağdaş yaşam ve laiklik ilkeleriyle bütünleşmeye,
  • Dostluk, ortak çalışma ve yardımlaşmayla her yaş ve kesimde bulunan kadınlarımızı her alanda güçlü ve eşit konumda kılarak ülke kalkınmasına katkıda bulunmaya,
  • Türk kadınını yurtiçi ve yurtdışında en iyi şekilde temsil edip savunmaya davet ediyoruz.

Saygılarımızla

Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği,

Genel Başkan

Hülya Yüksel

 

19 MAYIS 1919

19 MAYIS 2019’ DAKİ KURTULUŞ VE KURULUŞ BAŞLANGICINDAN TÜRKİYE CUMHURİYETİNE TAM 100 YIL  BASIN BİLDİRİSİ

Türkiye Cumhuriyetinin kurtuluş ve kuruluşunun ilk adımı olan19 Mayıs 2019 tarihinden tam 100 yıl sonra19 Mayıs 2019 tarihinde, Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramını kutluyoruz.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün İstanbul’dan yola çıkarak,19 Mayıs 1919 ‘da Samsun’a ayak basması, Türk Ulusunun kurtuluşunun mücadelesinin başladığı gündür. Cumhuriyet tarihimizin en önemli köşe taşları arasında yer alan; 19 Mayıs 1919 tarihi, Atatürk'ün attığı bu adımlarla başlayan ve Türkiye Cumhuriyetine kadar gelen sürecin başlangıcıdır.

1938 yılında Gençlik ve Spor Bayramı olarak kutlanmaya başlayan 19 Mayıs daha sonra Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı olarak kabul edilmiştir.

100.yılını yurdun her tarafında coşku ile kutlamaya hazırlandığımız 19 Mayıs; bu özel gün Türk halkı ve Gençliği için bir toplumun esaretten çıkmak üzere cesaret ile adım atmasını ve 4 yıl boyunca süren Milli Mücadele ile Türkiye Cumhuriyetini kurmasını temsil etmektedir. 

Atatürk ”Gençler! Benim gelecekteki emellerimi gerçekleştirmeyi üstlenen gençler!

Bir gün bu memleketi sizin gibi beni anlamış bir gençliğe bırakacağımdan dolayı çok memnun ve mesudum” diyerek Türk gençliğine olan güvenini ortaya koymuş,  Millî Mücadele’yi başlatmak üzere Samsun’da Anadolu topraklarına bastığı 19 Mayıs 1919 tarihi de bu nedenle Türk gençliğine bayram olarak armağan etmiştir.

Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği’nin farklı illerde bulunan 25 şubesi, bu özel günü kendi illerinde farklı etkinlikler ile kutlarken; bazı şubelerimizde 100.yıl olması nedeni ile Samsun ilimizde valilik tarafından düzenlenen etkinliklerde yer alacak ve 19 Mayıs 1919’un ruhunu yerinde yaşayacaktır.

Biz, Türk Üniversiteli Kadınlar Derneğinin Atatürk İlke ve Devrimleri’ni benimseyen üniversite mezunu kadınları olarak, yaşamın her alanında yüksek ahlak ilkelerine bağlı kalarak,  toplumun aydınlanması için çalışmaya devam edeceğimize ve kız çocuklarımızın çağdaş koşullar altında eğitilmesi için geçmişte olduğu gibi yarında çalışacağımıza, karar mekanizmalarında yer almaları için tam desteğimizi vermeye devam edeceğimize,  Atatürk’ün gençliğe adadığı bu özel günde tekrar söz veriyoruz…

Kutlamamızı, Mustafa Kemal Atatürk’ün gençlik için söylediği önemli ve değerli söz ile bitiriyorum:

“Sizler, yeni Türkiye’nin genç evlatları! Yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz… Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler, asla ve asla yorulmazlar. Türk Gençliği gayeye, bizim yüksek idealimize durmadan, yorulmadan yürüyecektir.

19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramımız kutlu olsun.

Saygılarımla,

Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği

Genel Başkan

Hülya Yüksel

 

3 MAYIS 2019 BAŞKAN MESAJI

ULUSLAR ARASI ÖZGÜR BASIN GÜNÜ
BM"in 1993 yılında aldığı bir karar ile 3 Mayıs tarihi "Dünya Basın Özgürlüğü" günü olarak kutlanmaya başlandı.
Bu yıl 1-3 Mayıs tarihleri arasinda Addis Ababa"da yapılan toplantıların ana teması "Dezenformasyon çağında demokrasi, gazetecilik ve seçimler için medya" idi.
Her yıl Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) tarafından yapılan ‘Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’ sıralamasında ülkemiz 180 ülke içerisinde 157. sırada yer aldı. Türkiye'nin 157. sırada bulunduğu listede birinci sırayı Norveç aldı. Norveç'i İsveç, Hollanda ve Finlandiya takip ederken dünyada basın özgürlüğü konusunda üst sıralarda bulunduğuna inanılan ABD 45. sırada yer aldı.
Bireylerin öncelikli haklarından biri olan özgürce farklı kaynaklardan haber alma hakkı olduğunu vurgulayarak ülkemizin basın özgürlüğü endeksinde hak ettiği ön sıralara çıkmasının sadece rakamsal bir kriter olmadığını, bu sıralamanın gerek medya gerekse biz bireyler açısından önemini belirtmek istiyoruz.
Saygılarımızla

Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği

Genel Başkan
Hülya Yüksel

 

23 NİSAN 2019

ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI BASIN BİLDİRİSİ

 

Ülke gündeminin bitmeyen ağırlığına rağmen yazıma çocukluğumuzda hepimizin dilinde olan bu şiir ile başlamak istedim.

 

Sanki her tarafta var bir düğün,
Çünkü, en şerefli en mutlu gün.
Bugün 23 NİSAN ,
Hep neşeyle doluyor insan.
Bugün, ATATÜRK'TEN bir armağan,
Yoksa, tutsak olurduk sen inan.
Bugün 23 NİSAN,
Hep neşeyle oluyor insan.

 

Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılışı, halkın yönetime tam anlamı ile  hakim olması nedeni ile Ulusal Egemenlik açısından önem arz eden  23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yılı çoçuklarımıza ve milletimize kutlu olsun.

Dünyada;

Çocuk,

Ulusal Egemenlik,

23 Nisan kavramlarının

birleşmesi ile oluşan bugünün bir benzeri mevcut değildir.

Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanı olan Mustafa Kemal Atatürk’ün bugünü ülkemizde ve dünyada tüm çocuklara armağan etmesi ile 23 Nisan’ın bugünlere kadar gelmesi Türk Milletinin bu özel güne duyduğu saygı, çocuklarına verdiği değer ve bağımsızlığından asla vazgeçmemesininin sonucudur. 

23 Nisan, TBMM’nin açılışını simgelese de, savaşta öksüz kalan çocukların en azından bahar şenliği havasında kutlama yapabilmesi için seçilmiş olabilir.

Büyük Önder Atatürk 1927 yılında bugünü çocuklara armağan ettiği zaman milletin geleceğinin çocukların elinde olduğunu bildiği için törenlerde bizzat kendisi yer almış ve çocuklara sevgi ve saygısını bando eşliğinde yürüyen çocukları selamlayarak göstermiştir. Mustafa Kemal Atatürk’ün bu mirasına sahip çıkmak hepimizin görevidir.

Türk milletinin gönlünde bağımsızlığın simgesi olarak yer eden 23 Nisan tarihi,  Egemenliğin Kayıtsız Şartsız Milletin olduğunun ispat edilmesidir. Üstelik bu önemli tarih çocuklara  armağan edilmiştir. 

Günümüzde, geleceğimiz olan çocuklarımızın bizden bekledikleri eşit koşullarda eğitim alma hakları, küçük yaşlarda çalışmaya zorlanmamaları, çocuk istismarından korunmaları, her kız çocuğunun eğitim hakkının korunması gibi bir çok sorumluluğumuz vardır. Geleceğimiz çocuklarımızındır sözcüğünün arkası bizler tarafından doldurulmalıdır. 

Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği olarak bu özel günü bizlere bahşeden Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarını saygı ile anıyoruz. Şanlı tarihimizin yeni nesillerce öğrenilmeye devam edilmesi, çocuklarımızın Atatürk ilke ve inkilaplarının özünü anlayarak büyümeleri, her çocuğun eşit koşullarda yaşabilmesi için üzerimize düşen görevi  yerine getireceğimize söz veriyoruz.

Atatürk’ün sözlüğünde çocuk sevgi demekti ve içinde ki çocuk sevgisi hiç bitmedi. Yazımızı Mustafa Kemal Atatürk’ün çocuklar için söylediği onlarca değerli sözlerden biri ile bitiriyorum;

"Türkiye Cumhuriyetinin, özellikle bugünkü gençliğine ve yetişmekte olan çocuklarına hitap ediyorum: Batı senden, Türk’ten çok geriydi. Manada, fikirde, tarihte bu böyleydi. Eğer bugün batı teknikte bir üstünlük gösteriyorsa, ey Türk Çocuğu, o kabahat da senin değil, senden öncekilerin affedilmez ihmalinin bir sonucudur. Şunu da söyleyeyim ki, çok zekisin!.. Bu belli. Fakat zekanı unut!.. Daima çalışkan ol!”

Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği

Genel Başkan

Hülya Yüksel

 

13 NİSAN 2019 BAŞKANIN MESAJI

2019-22 DÖNEMİ OLAĞAN GENEL KURUL SONUCU

Değerli Üyelerimiz,

13 Nisan 2019 tarihinde Türk Üniversiteli Kadınlar Derneğinin Olağan Genel Kurulu gerçekleştirildi.

Divan Başkanı önceki dönem Genel Başkanlarımızdan Sn.Nazan Moroğlu, divan üyeleri Antalya Şube Başkanımız Sn.Ayla Yüksel ve İstanbul Şube üyemiz Sn. Fatoş Serin idi. Kendilerine teşekkür ederiz.

Bu Olağan Genel Kurul'da genel temayülün aksine 2 Genel Başkan adayımız vardı;

Avukat Sn.Aydeniz Alisbah Tuskan ve Mat.Yük.Mühendisi Hülya Yüksel.

Seçim sonucunda oy çokluğu ile Genel Başkan olarak Hülya Yüksel seçildi.

Sn. Aydeniz Alisbah Tuskan gibi değerli bir adayın olmasının derneğimiz ve benim için onur verici olduğunu belirtmek isterim.

Görevi devir aldığım Genel Başkanımız Prof.Dr. Gaye Erbatur'a 2014 yılından itibaren yaptığı tüm çalışmalar için teşekkür eder ve saygı ile selamlarım.

Derneğimizi geleceğe taşıyan, geçmişimizi koruyan Kadın Eserleri Kütüphanesi ile yapılan TÜKD Arşivi projesi geçtiğimiz dönemde yapılan Hocamızın başlattığı önemli projelerden birisidir. "Geçmişine gereken değeri vermeyenin, geleceği olmaz" sözünün önemine inanan birisi olarak Yönetim kurulumuz ve şube başkanlarımız ile yeni hedefler, projelerle birlikte bu projeyi de devam ettireceğimizin bilinmesini isterim.

2016-19 döneminde görev alan Genel Merkez Yönetim Kurulu, Denetim Kurulu, Disiplin Kurulu, Şube Başkanları, Yönetimleri ve üyelerimizin özverili çalışmaları, derneğimize farklı alanlarda kattıkları değerler ve emekleri için teşekkür ederim.

2019-22 döneminin tüm Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği ailemize birlik, beraberlik, güç getirmesini ve ülkemiz için değer katan projeler gerçekleştirmemizi arzu ettiğimi belirtmek isterim.

Saygılarımla

Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği

Genel Başkan

Hülya Yüksel

 

13 NİSAN 2019

TÜRK ÜNİVERSİTELİ KADINLAR DERNEĞİ OLAĞAN GENEL KURUL

GENEL BAŞKAN ADAYI HÜLYA YÜKSEL’in KONUŞMASI

Değerli Divan Başkanı ve Kurul Üyeleri,

Genel Başkanımız,

Şube Başkanlarımız ve Üyelerimiz,

Türk  Üniversiteli Kadınlar Derneği Olağan Genel Kuruluna hoş geldiniz.

Dünya Başkanımıza da bizi onurlandırdıkları için teşekkür etmek istiyorum.

Konuşmama ilk önce kısaca bir kadın olarak kendi hikayemden başlamak istiyorum.

İlk mücadelemi aile içinde gideceğim üniversite ve seçtiğim bölüm konusunda rahmetli babama karşı yaptım. O, doktor olmamı isterken Matematik Mühendisi olmayı seçtiğim gibi 1982 yılında Maryland üniversitesinden aldığım burs ile Amerika’ya gittim.

Genç bir mühendis olarak başladığım kariyerimin beni bir gün ilkönce uluslar arası telekomünikasyon daha sonra  enerji sektöründe faaliyet gösteren bir şirketin Genel Müdürü yapacağını tahmin etmezdim.

Kariyer yolunda ilerlerken Amerika’da erkek egemen şirkette Müslüman Türk kadın mühendis olarak tek gücümün daha fazla eğitilmek olduğunu fark ettim. Bizlere işyerinde psikolojik taciz uygulayan iş arkadaşlarımız ve üstlerimize karşı kadınların birbirini desteklemesinin ve ekip olarak çalışmalarının kadınları güçlendirdiğini ve güçlü kadınların haklarını birlikte daha kolay savunabildiğini bire bir yaşadım.

Bugün ise üyesi olmaktan gurur duyduğum Tükd’yi kuran öncü kadınların cesaret ve azmini saygı ile karşılıyorum. Ayrıca, Tükd’yi bugünlere getiren tüm üyelerin harcadıkları emek, çaba ve özverinin neticesinde Tükd’nin temellerini güçlü bir şekilde oluşturduklarını gördüm.

Bizi bugünlere getiren tüm Genel Başkan, Başkan ve üyeleri saygı ile selamlarken bugün aramızdan olan Sn.Nazan Moroğlu’na, Genel Başkanımız Prof.Dr.Gaye Erbatur’a ve Olağan Genel Kurulumuza katılarak bizi güçlendiren Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı Canan Güllü’ye teşekkür ederim.

Türk Üniversiteli Kadınlar Derneğinin kadın hakları, kadının istihdamı, toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadına yönelik eğitimlerde gerçekleştirdiği hukuki ve toplumsal çalışmalarda, mücadelede daha güçlü olabilmesi için iş hayatında, akademik hayatta, teknolojide,üretimde, kültür ve sanatta kısaca kadının olması ile değer kazanacak her alanda yer alması, yer alanları desteklemesi, bünyesine dahil ederek daha da güçlenmesi gerekmektedir. Birleşerek çoğalacağımız, zekamız, nezaketimizle vazgeçmeyeceğimiz hedeflerimizin çevresinde toplanarak büyüyüp, güçleneceğimiz apaçık ortadadır.

Dernek olarak, toplum olarak ben demek yerine biz demenin zamanı gelmiştir.

Bu salonda bulunan kadınlarımızın her birinin farklı alanlarda eğitim aldığı, bilgi, beceri ve deneyim sahibi olduğunu biliyoruz. O zaman, biz kadınlar neden daha fazla rektör, ticaret odalarında başkan, vali, müsteşar, özel sektörde yönetim kurulu başkanı olamıyoruz? Bu sorunun cevabının sadece Erkek egemen toplum olmadığını biliyoruz. Bu konuya konuşmamın ilerleyen aşamalarında tekrar değineceğim.

Sizlere birazda Tükd geçmişimden bahsetmek istiyorum. 2006 yılında tanıştığım Tükd’de de her seviyede görev aldım. Tükd’nin ülkeye geri döndüğüm süreçte ülke koşullarına uyum sağlamamdaki katkısı çok fazladır. Bu neden ile kazandığım dostlarıma, yol göstericilerime huzurunuzda tekrar teşekkür etmek istiyorum.

2019 yılının başında bana Tükd Genel Başkan adaylığı önerildiği zaman bu pozisyonun bir şirkette Genel Müdür olmaktan çok farklı olacağını ve sorumluluğunun fazla olduğunu biliyordum. İlk önce birlikte yola çıktığımız arkadaşlarıma güvendim ve daha sonra kendime Tükd’ye ne katabilirsin diye sordum?  Bu sorunun cevabını en iyi şubeleri ziyaret ederek alabileceğime karar vererek, ziyaretlerime başladım.

Şubelerde dinledim, sorularımı sordum ve güncellenmiş bir çok bilgi ile bugüne geldim.

Tükd’nin farklı alanlarda, çok yetkin ve etkin üyelerinin olduğunu tekrar görmemin benim için motive edici bir güç olduğunu bilmenizi isterim.

Her bir şubemizin bulunduğu şehrin özelliklerinden etkilendiği, her ne kadar tüzüğümüz ile ortak hedef, misyonumuz olsada tek bedene uyan bir gömleğin tüm şubeler tarafından giyilmesinin kolay olmadığını, küçük müdahaleler ile uyarlamanın gerekliliğini ve kısa, uzun vadeli hedeflerin şubeler ile belirlenmesi gerekliliğini gördüm.

Bu hedeflerin gerçekleştirilebilmesi şube yönetimleri ve şube üyelerini kapsayacak komisyonlar, organizasyonlar ile hayata geçirebilir. Bu vazgeçilmemesi, desteklenmesi ve takip edilmesi gereken bir süreçtir.

Genel Merkezin sadece İstanbul’da kalmayıp, şubelerin bulunduğu şehirlerde olması, desteğini gücünü şubeye katması, yol göstermesi önemlidir.

Bu nedenle aday olduğumuz Genel Merkez Yönetim Kurulunu oluşturur iken takım ruhuna sahip, birbirinden güç alan, yeniliklere açık, farklı alanlarda bilgi ve tecrübeye sahip, mobilz  olabilecek bir ekip olmasına özen gösterdim. İş kadını, avukat, akademisyen,doktor, işletmeci, mimar yönetim kurulu adaylarımız aynı zamanda farklı şehirlerdeki şubelerimizi de temsil etmektedirler.

TÜKD’nin gelecek 3 yılını, bugüne kadar yapılanları haznemize katarak, ülke gündemini, ekonomik koşulları ve bulunduğumuz coğrafyanın gerçeklerini göz ardı etmeden şubelerimiz ile hedeflerimizi oluşturmayı arzu etmekteyim.

Derneğimizin üye sayısını kontrollü ve arzu edilen profildeki üyeler ile arttırmak,

Üye profillerini farklı alanlarda güçlendirmek,

Genç üyelere gereken önem ve değeri vermek,

Örgütlenmeyi geliştirmek,   

Kadın hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği konularında eğitim ve projeler yapmak,

Maddi ve işlevsel olarak sıkıntıda olan şubelerimizi güçlendirmek gibi başlıkları ile verdiğim, hedeflerimizin alt katmaları olan çalışmaları birlikte yapacağız.  

Şubelerimizi, olağan genel kurul öncesi ziyaret ederken hem bilgilerimi yenilemiş hemde şubelerimizin uyguladığı belli modelleri genele uygulayabileceğimizi düşündüm:

Gaziantep şubemizin bu dönem, geçmiş dönem başkanlarının destek ve emeği ile yönetimi genç ve iyi eğitimli üyelerimize teslim etmeleri ve yanlarında durmaları,

Konya şubemizin, ilin son seçimlerde aldığı sonuca rağmen üye sayısını arttırmak için yoğun çalışması ve bağışçıları ile kuruduğu iyi diyaloglar sayesinde daha çok genç kızımıza burs vermesi,

İstanbul şubemizin sadece burs vermekten öte bursiyelerimizin geleceğe yönelik hazırlanmalarında ciddi eğitimler vermesi ve Türkiye genelinde bursiyerler ile bir ağ oluşturma projeleri,

Tükd ye yeni katılmasına rağmen Uzunköprü’de beğeni ve takdir toplayan şubemizin aynı zamanda belediye başkanı çıkartması,

Yalova şubemizin Yalova’nın her bakımdan nabzını tutacak seviyeye gelmiş olması ve sadece kadınların değil tüm şehrin kültürel, kadın hakları gibi konularda farkındalığının artmasını sağlamaları…

Bu örnekleri çoğaltabilirim. Şubelerimiz bulundukları illerde fark yaratacak çalışmalar yapıyorlar. Bu özelliklerin hepsini burada paylaşamadığım için sizlerden özür dilerim. 

TÜKD’nin geçmişten gelen ve bugün devam eden değerlerini günümüzün gerçekleri ve ülkemizin bulunduğu koşulları dikkate alarak,

Kadınlarımız için çizilmeye çalışılan rol modelleri göz ardı etmeden,

Bizleri pasifleştirmeye, sosyal hayattan, iş yaşamından uzaklaştırmaya çalışan ve bunu amaç edinen zihniyete asla ödün vermeden,

Atatürk değer ve ilkelerine, bireysel haklarımıza daha fazla sahip çıkarak ve tüm bunları derneğimizin yıllara yayılmış deneyimini ve değerini geleceğe taşımayı hedefleyerek yapmalıyız.

Unutmamamız gereken en önemli husus: 1949 yılında derneğimizi kuran öncü kadınların  bulunduğu koşullar ve yaşadıkları zorluklara rağmen hep ileriye  gittikleridir. Bu durum bizlerin sorumluluğunu daha fazla arttırmaktadır.

Ben ve Genel Merkez Yönetim Kurulumuz bunların bilincinde olarak bugün karşınıza geldik.

Bizler, yüksek ahlak ilkelerine bağlı bireyler olarak tüzüğümüzde yer alan maddeleri hiçbir zaman göz ardı etmeden, şubelerimiz arasındaki birlik ve beraberliği arttırarak daha güçlenmeyi arzu ediyoruz.

Çok kısa sürede bir orkestra uyumu yakalayan, dostlukları derinleştiren ve beni Genel Başkan adayı olarak öneren arkadaşlarıma  ve tüm değerli başkanlarımıza teşekkür ederim.

Derneğimiz için adil, saygın bir olağan genel kurul dilerim.

Hülya Yüksel

TÜKD Genel Başkan Adayı

13.04.2020