COVİD-19 SONRASI SİVİL TOPLUM KURULUŞLARININ YENİ VİZYONU

COVID-19 KÜRESEL SALGINI SONRASI STK’LAR İÇİN YENİ BİR VİZYON:

DİJİTAL, SANAL, UZAKTAN ÇALIŞMAYA HAZIR MIYIZ?

Tüm dünyayı derinden sallayan ve beklenen etkileri önümüzdeki on yıllara yayılacak olan küresel Covid-19 salgını insanları bireysel olarak çeşitli iç hesaplaşmalara yöneltirken, her türden kurum ve kuruluşa da Covid-19 sonrası dünya düzeni için ne ölçüde hazırlıklı olduğunu irdeleme zorunluluğu getirdi.

Gelişmiş Batı ülkelerinin pek çoğu sağlık sistemlerinin böyle bir salgına ne kadar hazırlıksız olduğu şokunu yaşarken, irili ufaklı ticari işletmeler de mevcut küresel tedarik sistemi içinde faaliyetlerinin aslında nasıl bir pamuk ipliğine bağlı olduğu ve ekonominin çarklarının nasıl bir anda durabileceği gerçeği ile karşı karşıya kaldılar. Kamu kuruluşları ve kamu yönetimi sistemleri de bütün bu kargaşa içinde toplumsal yaşamın sürdürülebilirliğini sağlamada uzun bir bocalama dönemi geçirdi. Şartlara daha hazırlıklı olanlar salgın krizini nispeten daha kolay atlatırken, hazırlıksız yakalanan tüm ülkelerin, kurumların yaldızı döküldü. Kısacası küresel salgın krizi karşısında herkes kendi zaafları, yetersizlikleri, hataları, eksikleri ile yüzyüze geldi ve koro halinde tekrar edildiği gibi, “artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı” ittifakla kabul edilmiş oldu.

Tabidir ki, STK’lar da bu krizden paylarını fazlasıyla aldılar. Bu süreçte faaliyetlerinden en önce ve en kolay vazgeçilen kuruluşlar onlar oldu. Bu nedenle de normal işleyişine dönmelerine en son izin verilecek kuruluşlar da muhtemelen onlar olacak. En az altı aylık bir süre için faaliyetleri çeşitli şekillerde kısıtlanan STK’ların bu küresel salgın döneminden eden ve nasıl etkilendiğini inceleyerek, “yeni normal” döneme geçilebildiğinde bu ve benzeri krizlerden güçlenerek çıkmak, faaliyetleri kesintisiz ve etkili biçimde sürdürebilmek için nasıl bir vizyon ve strateji geliştirebilecekleri üzerinde kafa yormanın gerekli olduğunu düşünüyorum.

Bu küresel salgın döneminden STK’ların nasıl ve neden etkilendiğini karşı karşıya kalınan üç kısıt üzerinden açıklanabilir:

  1. STK merkezlerinin kapatılması: Salgın başlar başlamaz faaliyetleri durdurulan kuruluşların başında STK’lar geldi. Fabrikalar ve diğer ticari işletmeler gibi çalışmaları zorunlu ihtiyaç göstermeyen bu kuruluşların çalışmalarını faaliyetlerini yürüttükleri fiziksel mekanlar yasaklanınca, özellikle çalışmaları ortak mekanın kağıt, belge, dosya, bilgisayar ve sekreterlik hizmeti gibi kaynaklarına bağımlı STK yönetimleri bu krizden çok daha fazla etkilendiler. STK’ların gönüllüler açısından aynı zamanda sosyal ihtiyaçların giderildiği ortamlar olması nedeniyle şimdiye kadar “uzaktan çalışma” yöntemlerine mesafeli kalmış olmaları, hazırlıksız yakalanan STK’ların tüm yaşamsal faaliyetlerini sekteye uğrattı. Dernek dokümanlarını dijitale taşımakta yetersiz kalan, hayati belgelerine, dosyalarına internet üzerinden ulaşma güçlüğü çeken, dosyalarına, bilgisayarlarına erişemeyen STK’ların eylemsiz kalmaları kaçınılmaz oldu. Uzaktan çalışma yöntemlerine hazırlıklı, fiziksel mekandan bağımsız da işlevlerini sürdürebilen STK’ların ise etkilenme derecesinin daha düşük kaldığını gözlemledik.
  2. Fiziksel mesafe / sosyal izolasyon kuralı: Küresel salgını durdurabilmenin en etkili yolu olarak kamu otoritelerince halka benimsetilmeye çalışılan fiziksel mesafe/ sosyal izolasyon kuralı gereğince, STK yönetimleri ve gönüllüleri, STK merkezlerinden, kaynaklarından ve donanımından uzak kalmanın yanı sıra, ortak çalışmalarını besleyen sosyal buluşma, görüşme, görüş alışverişinde bulunma, beyin fırtınası yoluyla fikirler üretme ve karşılıklı motivasyon sağlama süreçlerinden de mahrum kaldılar. Özellikle sosyal iletişimde daha geleneksel yöntemleri tercih eden, yüz yüze veya birebir telefon görüşmesi seçeneklerine alışkın gönüllüler, salgın riski koşullarında sosyal etkileşimin tüm bu besleyici etkilerinden mahrum kaldılar. Dolayısıyla kimi STK’lar için merkezlerinin kapalı olması sadece planlanmış faaliyetlerin durdurulması değil, aynı zamanda gündemi yorumlama, ortak gündem ve görüş oluşturma, gelecek etkinlikleri, projeleri planlama açısından da son derece kısıtlayıcı oldu. Bu kısıtı iletişim teknolojisinin sunduğu olanaklarla aşmayı başaran STK’lar salgın sonrası “yeni normal” dünyasına çok daha verimli bir giriş yapabildiler. İnternet üzerinden çeşitli iletişim ağları üzerinde hızlıca yaygınlaşan toplantılar, eğitimler, bizlere henüz yabancısı olduğumuz yepyeni mecralarda sosyal etkileşim ihtiyaçlarımızı karşılayabileceğimizi, uzaktan çalışma yönteminin bir uzantısı olarak bu tür teknolojilerin de pekala kullanabileceğini gösterdi.
  3. Sosyal toplantıların, eğitimlerin durdurulması: Küresel salgının STK’lar üzerindeki en ağır sonuçlarından bir diğeri de başlıca faaliyet gösterme biçimleri olan toplantıların bir anda sonu belirsiz bir süreliğine durdurulması ve planlanmış tüm etkinliklerin ertelenmesi oldu. Doğal olarak fiziksel mekanlarda planlanmış tüm proje etkinlikleri, eğitim toplantıları, kermesler, geziler, sosyal toplantılar en az altı aylık bir süre için tümden kesintiye uğradı. Bu şartlar altında birçok STK amaçları doğrultusunda planladıkları ve varlık nedenlerini gerçekleştirdikleri tüm yaşamsal faaliyetlerini kaybetmiş oldular.

Bu beklenmedik kriz şartlarına en hızlı ve kolay uyum sağlayan kurum, kuruluş ve STK’lar temel iş ve işlemlerini bilgisayar ve internet üzerinden dijital temelde halledebilen, en son iletişim teknolojisi yeniliklerini kendi planlarına uydurabilenler oldu. Hiç tahmin edemeyeceğimiz hızda ve ölçüde müzeler, konserler, eğitim seminerleri, sinemalar, tiyatrolar, galeriler çeşitli ürünlerini ve mekanların internet üzerinden halka açmaya başladılar. Spor, yoga, meditasyon eğitmenleri bile kurslarını internet üzerine taşıdılar. Dünyanın çok nadide görselleri, kıymetli eğitmenlerin popüler kursları, sosyal toplantılar, sanat eserleri, müzik dinletileri bir anda evlerinde oturmaya mahkum edilen insanların ayağına getirildi. Benzer teknolojik olanaklardan yararlanabilen STK’lar da, fiziksel olarak kısıtlanmış yönetim ve eğitim toplantılarını hızlıca internet üzerinden sanal (on-line) grup görüşmelerine izin veren uygulamalara taşıdılar. İletişim teknolojisindeki yeniliklerden bu şekilde yararlanabilenler salgın krizinin verdiği hasarları nispeten telafi etmeyi başardılar. En azından hayatiyetlerini sürdürmek için internet üzerinden sürdürülebilir olan eylem planlarını gerçekleştirmeleri mümkün oldu.

Şimdi bu örneklerden hareketle tüm STK’lar için, gelecekte ortaya çıkabilecek benzeri kriz durumlarını daha az hayatiyet kaybı ile atlatabilmek ve genel anlamda daha etkili ve verimli olabilmek için örgütlenme, kurumsallaşma, teknolojik yeterlik, proje planlama açısından yapılabilecekleri detaylı paylaşmak isterim.

  1. Örgütlenme: Bu terim, kurum ve kuruluşların örgüt yapıları içindeki çeşitli bileşenlerinin görev, yetki ve sorumluluklarının, en etkili ve verimli işleyişi gösterebilecekleri şekilde düzenlenmiş olmasını ifade eder. Bu anlamıyla bir örgütün çeşitli organlarının amaçlarına uygun şekilde işletilmesi, aralarındaki ilişki ve iletişimin sorunsuz yürütülebilmesi için organizasyon iyi tasarlanmış, işleyişin mantığına uygun ilişkiler oluşturulmuş ve ilgililere iyi açıklanmış olmalıdır. Bu terim aynı zamanda örgütün nasıl büyütüleceği ile ilgili karar ve uygulamaların da iyi tasarlanmış olmasını gerektirir. İyi bir örgütlenme, STK’nın genel merkezinin, varsa şubelerinin amaçlarını gerçekleştirmek üzere iyi tasarlanmış organlar (kurullar, komisyonlar, komiteler, çalışma takımları) oluşturmuş ve onlar arasındaki işleyişi iyi düzenlemiş olmalarını ifade eder. Bu örgütlenme STK’ya özgü, onun amaç, strateji ve eylem planları ile uyumlu olmalıdır. Dolayısıyla, öncelikle bakacağımız husus bir STK için uygun görev yetki ve sorumluluklarla donanmış ve yeterince işlevsel olabilen bir örgütlenmeye sahip olup olmadığıdır.
  2. Kurumsallaşma: Bu terim STK’nın kurumsal kimliğini ifade eden, çalışma ilke ve esaslarını açıklayan, faaliyetlerini gösteren belgelerin, kaynakların, yayınların ve haberlerin, yönetimin, üyelerin ve ilgili tüm kişilerin ulaşabileceği, şekilde oluşturulmuş ve yayımlanmış olmasını ifade eder. Günümüz şartlarında kurumsallaşmanın gereği bütün bu bilgilerin güncel biçimde internet üzerinden, yani STK’nın web sayfaları aracılığı ile erişilebilir olmasıdır. Bu bakımdan STK’nın varlık sebebini ve amaçlarını açıklayan misyon, vizyon, değerler, stratejik faaliyet alanları gibi temel belgelerin, yönergeler ve formlar gibi kalite yönetimi belgelerinin, tarihçeler, bildiriler, yayınlar, etkinlik haberleri gibi kurumsal bilgilerin en güncel ve zengin formatta erişime sunulmuş olması çok önemlidir. Bu şekilde hem kurumun üyeleri hem de diğer paydaş grupları STK’nın kurumsal kimliği ile ilgili çok daha açık bir bilgiye sahip olacak, sahiplenme, destek verme konusunda çok daha güçlü bir motivasyon oluşacaktır. Dolayısıyla bu başlık altında bakacağımız husus STK’nın kurumsal kimliğinin tereddüde yer bırakmayacak şekilde açıklanmış olmasıdır.
  3. Teknolojik yenileşme: Nispeten eski kuşak mensupları olarak ne kadar dirensek ne kadar işlerimizi alıştığımız, geleneksel yöntemlerle sürdürebileceğimize kendimizi inandırmaya çalışsak da, bilgisayar ve iletişim teknolojisindeki akıl almaz hızlı değişimler, kullanabilenle kullanamayan arasında performans açısından büyük bir farkın ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Artık en isteksiz kuşaklar bile bu yenilikleri yakalama ve asgari uyum sağlama zorunda kalmaktadır. Küresel salgın bu zorunluluğu yadsınamayacak bir çıplaklıkla ortaya koymuş ve muazzam büyütmüştür. Bu satırların yazarı da dahil olmak üzere pek çok STK gönüllüsü, salgın şartlarındaki kısıtların teknolojik yöntemlerle nasıl aşılabildiğini, fiziksel toplanmaya bağımlı zannettiğimiz etkinliklerin internet üzerinden de pekala yapılabileceğini, örgütlenme ve kurumsallaşma, ve hatta aşağıda açıklayacağım gibi projeler tasarlanırken geleneksel yöntemlere alternatif teknolojik olanakların mutlaka göz önüne alınması gerektiğini sanırım açıkça gördüler. Tabii ki bu olanaklardan yararlanabilmek için STK’ların, teknolojik yenileşmelerine önayak olacak, yönetimlerin ve üyelerin teknolojiye uyumunu kolaylaştıracak, teknolojiye yatkın genç kadroları yetkilendirmesi, görevlendirmesi, kendi çaplarında bir teknolojik devrim yaratılması gerekecektir.
  4. Proje planlama: Üzerinde durulması gereken diğer bir konu da STK’ların projelerini planlarken yaşadığımız bu pandemi döneminden dersler çıkararak etkinliklerin gereğinde uzaktan da yürütülebileceği modüller de tasarlaması, gerektiğinde eğitimlerin, toplantıların sanal ortamda yapılabilmesi için alternatif planlar düşünmesi ve projelerin en azından bir bölümünü bu yeni koşullara uygun olarak tasarlama ihtiyacıdır. Teknolojik araçların STK’lara projelerini çeşitlendirme anlamında sonsuz seçenekler sunduğu açıktır. Dolayısıyla “temel amaçlarımızı fiziksel mekana bağımlı olmadan başka ne tür yol ve yöntemlerle gerçekleştirebiliriz, şimdiye kadar aklımıza gelmeyen ne gibi farklı projeler mümkündür” sorusu iyi bir başlangıç oluşturacaktır.

Bu tartıştığımız konular ışığında TÜKD’nin durumunu değerlendirecek olursak, örgütlenme ve kurumsallaşma açısından önemli bir mesafe alındığını; Genel Merkez komisyonları yapısıyla şubeler ve genel merkezin temel faaliyet alanlarında ortak bir çalışma zemini oluştuğunu söyleyebiliriz. Ayrıca şubelerden daha çok sayıda üyenin dernek meselelerini sahiplenmesinin, çözümlerde söz sahibi olmasının yolunun açıldığını; şubelerin genel merkez ile daha yoğun bir iletişim içinde işbirliği yapmakta olduğunu; her düzeyde oluşturulan iletişim (WhatsApp ve googlegroups) grupları aracılığı ile yatay ve dikey çok yönlü haber akışının sağlandığını da gözlemliyoruz. Yenilenen Web sayfasında derneğin kurumsal kimliğini açıklayan belgelerin şube başkanlarının ve üyelerin geniş tabanlı bir katılımı ile gözden geçirilmiş olması ve bu itibarla üye tabanı tarafından kolayca ulaşılabilecek ve benimsenecek bir niteliğe kavuşmuş olması da önemlidir. Web içeriğinde şubelerin kuruluş öykülerinden kurucu özgeçmişlerine kadar geçmişine daha fazla sahip çıkma yönünde yol alındığı; güncel bildiriler ve etkinlik haberleri ile sürekli güncel kalabilecek bir yapı oluşturulduğu da görülmektedir. Dolayısıyla TÜKD olarak küresel salgına yarı yarıya hazırlıklı yakalandığımız söylenebilir.

Öte yanda teknolojik yenileşme ve proje planlama açısından TÜKD olarak yeterince hazırlıklı olmadığımız açıktır. Fiziksel mekanlarda planlanmış bütün projelerimiz kesintiye uğramış, geleceği belirsiz bir süre ertelenmiştir. Uzaktan çalışma yöntemi Genel Merkez ve şubeler açısından salgın öncesinde pek sık denenmiş olmamakla birlikte, en azından yönetim toplantılarının ve bazı eğitimlerin uzaktan yapılabileceği fikrine hızlıca uyarlanan ve bunları deneyen şubelerimiz olmuş ve Genel Merkez Yönetim Kurulu toplantıları da sanal ortama taşınmıştır. Ancak şubelerimizin çoğunluğu açısından bakıldığında, faaliyetlere devam etmek için fiziksel kısıtların ortadan kalkmasının beklendiği açıktır. Bu bekleme döneminin bir fırsat olarak değerlendirilerek yukarıda söz ettiğimiz konularda fikir üretilmesinde ve gerek Genel Merkez gerek şubeler olarak benzer krizlere nasıl daha hazırlıklı olabileceğimiz konusunda plan ve projeler geliştirmekte yarar vardır. STK’lar açısından “artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı” ifadesinin altını doldurmamızın tam zamanıdır. Hoşumuza gitmese de, tercihimiz olmasa da, küresel kriz marifetiyle kendini bize zorla kabul ettiren dijital sosyalleşmeye, sanal toplantılara, uzaktan çalışma yöntemlerine zaman kaybetmeden uyum sağlama gereği somut bir gerçek olarak karşımızdadır.

 

Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği

Genel Merkez Yönetim Kurulu Üyesi

Prof. Dr. Fulya Sarvan

30.05.2020