Türkiye’de Yüksek Öğrenim Giderek Ulaşılamaz ve Sürdürülemez Hale Geliyor
TÜRK ÜNİVERSİTELİ KADINLAR DERNEĞİ GENEL BAŞKANI MERAL GÜLER’DEN AÇIKLAMA:
Türkiye’de Yüksek Öğrenim Giderek Ulaşılamaz ve Sürdürülemez Hale Geliyor
Bugün Dünya Öğrenciler Günü
Bugüne adını veren, özgürlükler, eğitim hakkı ve demokrasi uğruna canlarını veren tüm öğrencileri saygıyla anıyor, anıları önünde saygıyla eğiliyoruz.
Tüm Dünyada ve Türkiye’de kız çocuklarının yükseköğrenime ve bir mesleğe erişmesine destek olan Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği olarak, ülkemizde eğitim-öğretimin her aşamasındaki gerilemeyi ve özellikle de yükseköğrenime girişin önündeki engellerin giderek aşılamaz, yüksek öğrenimin milyonlarca öğrenci için sürdürülemez hale geldiğini görmek, bizi gençlerimizin ve ülkemizin geleceği adına kaygılandırmaktadır.
Giderek yüzbinlerce öğrencinin kazanacak puan almasına rağmen üniversite tercihi yapmaması, kazananların kayıt yaptıramaması, kaydolanların kayıt dondurması, kaydını sildirmesi, ülkemizde milyonlarca öğrencinin yüksek öğrenim dışında kalmasına sebep olmaktadır.
YÖK’ün açıklamalarına göre 1 Ocak 2015’den bugüne açık öğretim, ön lisans lisans ve yüksek lisans dahil olmak üzere kendi isteği ile kayıt olduğu yüksek öğrenim programından kaydını sildiren öğrenci sayısı 2.806.779’dur.
Kayıt donduran öğrenci sayısı :
2019’da 45.382
2020’de 47.302
2021’de 37.565
2022’de 63.612
2024’de 56.107 dir.
Kayıt sildiren öğrenci sayısı :
2021’de 338.926
2022’de 389.564
2023’de 149.909 dir.
2025 yılında YKS’de puanı hesaplanan adaylardan 897.865’i tercih yapmamıştır.
2025 yılında YKS ek yerleştirme kılavuzuna göre hak kazanmalarına rağmen 77.558 öğrenci üniversiteye kayıt yaptırmamıştır.
YKS sonuçlarına göre geçen yıl % 91’i dolan özel üniversite kontenjanlarının bu yıl % 74’ü dolmuştur.
Bu tablo ülkemizde üniversite öğreniminin giderek erişilemez ve sürdürülemez hale geldiğini göstermektedir.
Ekonomik sorunlar, barınma ve beslenme sorunu, öğrencileri eğitimin motivasyon ve donanımından geri bırakmakta, öğrenciler eğitim giderlerinden önce, en temel yaşamsal ihtiyaçlarını karşılayamama durumunda kalmaktadır.
Türkiye’ bir öğrencinin başka bir kentte üniversite okuması, orta gelir düzeyinde bir aile için bile taşınamaz bir yük haline gelmiştir.
TÜİK ve OECD verilerine göre öğrencilerin önemli bir bölümü “barınma, beslenme, ulaşım, eğitim” giderlerini karşılayabilmek için yarı-zamanlı işlerde çalışmaktadır. Böylece ekonomik kısıtlar öğrencilerin eğitim motivasyonunu aşındırmaktadır. (Kaynak: bianet- 23.09.2025)
Tüm zorlukları aşarak üniversiteyi bitiren öğrenciler, mezuniyet sonrasında eğitimlerinin karşılığı bir işte istihdama katılamamakta, KPSS sınavlarında başarı sağlayan mezunlar mülakat sınavlarında elenmekte, böylece milyonlara varan diplomalı , istihdama katılamayan, üretmeyen, kendi geçimini sağlayamayan bir atıl kitleye dönüşmektedir.
Mezun olduğunda “iş bulamama kaygısı” üniversite öğrencilerinin bir diğer sorunudur. Her üniversite mezunu dört gençten biri işsizdir. OECD 2025 raporuna göre, Türkiye, üniversite mezunlarının istihdamında %75 ile en düşük oranlı ülkesi durumundadır. OECD ortalaması üniversite mezunları için %87’dir. Bu durumda ülkemizde üniversite mezunlarının %25’i istihdam dışında kalmaktadır.
Bu konudaki başka bir veri: TÜİK 2024 yılı verilerine göre 25-34 yaş grubu işsizlerin yarısı %49,2 oranında yüksek okul mezunudur. Bu oran 2014’de %31,9 iken on yılda üniversite mezunu işsiz oranı giderek artmaktadır. (Kaynak: tepav raporu - 06.09.2024)
2024 yılı sonlarında Eğitim-Sen’in yayınladığı bir araştırma raporuna göre; Üniversite öğrencilerinin % 81,2’si geleceğinden endişe ediyor. %73’ü mezun olduğunda iş bulamayacağına inanıyor. Öğrencilik sürecindeki öncelikli sorunları; “beslenme ve barınma” ihtiyaçlarındaki ekonomik kısıtlar olarak belirtiliyor. (Kaynak: 08.10.2024 Cumhuriyet- Eğitim-Sen raporu)
Fransa'nın Le Monde gazetesinde endişe verici bir yoruma yer verilmiştir. "Türkiye gençliğin tamamını kaybetme riskiyle karşı karşıya" başlığı atılan haberde; Eurostat ve OECD’nin “Education at a Glance, 2025” raporuna dayanılarak: Türkiye’deki eğitim sisteminde endişe verici biçimde; 18-24 yaş grubunda yer alan gençlerin; üçte birinin ne okulda ne de işte yer almadığı vurgulandı. (Kaynak: dw_Türkçe resmi inst.hesabı).
“NEET (Ne Eğitimde Ne İstihdamda Ne Yetiştirmede) Grubu” adı verilen bu gençlerin, ruh halleri “beklemede olmanın tükenmişliği” olarak tanımlanıyor. Bunun nedeni, uzayan iş arama süreçleri, sınav baskısı, deneyim eksikliği ve bakım yükü vb. olarak sıralanabiliyor. Gençleri hem ekonomik hem de psikolojik olarak yıpratıyor. (Kaynak: Gazete kadıköy- 06.11.2025)
Bir diğer risk, ülkemizin üniversite mezunu gençlerinin yurt dışında yaşamayı tercih etmesi, “beyin göçü” olarak adlandırılan olgudur. TÜİK verilerine göre, beyin göçü oranı 2019’da 1,6 iken, 2023’de % 2 olarak gerçekleşmiştir. Yurt dışına giden geçlerin eğitim durumuna bakıldığında; %85’inin çeşitli mühendislik alanlarından olduğu görülmektedir. Bunların % 20’si Moleküler biyoloji, genetik, biyo mühendislik dalları, %10 elektronik, bilgisayar, yazılım, fizik mühendislikleri alanlarından. Ekonomi ve Endüstriyel Tasarım ile devam etmektedir. Mezunların %21,4’ü ABD, %17,5’i Almanya, %11,2’si Birleşik Krallık, % 6,9’u Hollanda, % 4,9’u Kanadaya gittikleri görülmektedir. (Kaynak: TÜİK – 26.09.2024)
Gençlerimizin bir bölümü de, bu “beyin göçü” oranlarında yer almadan sanal ortamda, Türkiye’den ayrılmadan uluslararası şirketlere hizmet vermektedirler. Buna “sanal beyin göçü” adı verilmektedir. Bir diğer adıyla “ gizli beyin göçü” de denilmektedir (Kaynak: Sputnik Türkiye- Erişim: 05.11.2023)
Türkiyenin beyin göçü, küresel göç trendleri çerçevesinde gerçekleşirken. Ülkemiz adına ne getirip görüreceği konusu, diğer ülke örnekleri incelenerek doğru tesbit edilmelidir. Örneğin Çin yurt dışına giden insan kaynağını daha sonra ülkesine çekerek önemli üretim başarıları da elde edebilmiştir. (Toplum Çalışmaları Enstitüsü – 25.11.2024)
İstanbul Bilgi Üniversitesi tarafından yürütülen ve TÜBİTAK tarafından desteklenen "Türkiye’de Gençler: Profil ve İyi Olma Hali Araştırması" sonuçları yayınlandı. Araştırma, Türkiye genelinde 29 ilde, 18-29 yaş aralığındaki 2 bin 403 gençle hanelerde yüz yüze görüşülerek gerçekleştirildi. Gençlerin “iyi olma hali”, maddi durum, eğitim, sağlık, psikososyal durum, siyasal ve sivil katılım gibi çok boyutlu başlıklar altında incelendi.
Söz konusu araştırma; Eğitimle istihdam arasındaki bağın zayıfladığını da ortaya koymaktadır. Katılımcıların sadece yüzde 38,7’si aldığı eğitimin kendisini hayata hazırladığını düşünüyor. Eğitimdeki bu güvensizlik, gençlerin geleceğe dair planlarını da şekillendiriyor. Yüzde 67,8’i daha iyi iş olanakları için yurt dışına gitmek istiyor. Bu isteğin ardında yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sosyal ve siyasal nedenler de var. (Kaynak: Gazete kadıköy- 06.11.2025)
Yurt dışına gitme tercihinde, eğitime dayanan gelir farkının giderek kaybolması, bir başka etken olarak değerlendirilebilir. Geçen 15 yıllık süreç içinde, eğitimsiz çalışan ile üniversite mezunu çalışan arasındaki fark; giderek azaltılmıştır (Kaynak: TÜİK verileri) .
Eğitimli olmak gelir getiren bir durum olmaktan giderek çıkartılmaktadır. Ücretler; Asgari Ücret civarına yaklaştırılmaktadır. Eğitimsiz grup asgari ücrete doğru yukarı, eğitimli grup ise asgari ücrete doğru aşağı indirilmektedir.
Tüm bu olumsuz tablodan kız öğrenciler daha çok etkilenmekte, kız çocukları yüksek öğrenimden geri kalmaktadır. Zira ekonomik yetersizlik durumunda eğitimi feda edilen ilk çocuk kız çocuğu olmaktadır.
“Küresel Toplumsal Cinsiyet Uçurumu Raporu’na (2024’te yayımlanan) göre Türkiye eğitim alanında 146 ülke arasında 90. sırada.
ERKEK EGEMEN MESLEK DALLARINDA KADINLAR
Yükseköğretimde kadınların net okullaşma oranları erkeklerden yüksek seyretmesine rağmen, farklı bölüm ve alanlardaki cinsiyet ayrışması devam ediyor.
Üniversitelerde kadın öğrencilerin oranı %49 iken kadınlar en az mühendislik (%21,3) ve bilişim teknolojileri (%24,5) bölümlerinde yer alıyor. Türkiye’de her 10 erkeğe karşılık sadece 3 kadın programlama yapabiliyor.
Bu ayrışma istihdamda da devam ediyor ve kadınların geleceği belirleyeceği düşünülen mesleklerde yer alma olasılığını azaltıyor. Üstelik istihdam edilseler de erkeklere göre daha az kazanıyorlar: Kadınların STEM (Bilim, Teknoloji, Mühendislik ve Matematik) alanındaki ücretleri erkeklere kıyasla ortalama %14,7 daha düşük.
EĞİTİM POLİTİKALARINDAKİ SORUNLAR
Birçok alanda olduğu gibi, “toplumsal cinsiyet eşitliği” kavramı eğitim mevzuatından da çıkarıldı. “Toplumsal cinsiyet eşitliği” yerine “kadın-erkek fırsat eşitliği” ifadesi kullanılıyor. Eşitlikten uzaklaşma süreci İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasıyla hızlandı.
Eğitimdeki karar ve yetki organlarında kadınların temsili düşük. Milli Eğitim Bakanlığı merkez teşkilatında üst düzey yönetici pozisyonlarında kadınların temsilinin oldukça düşük olduğu görülmektedir.
Benzer şekilde; 2024 yılı itibarıyla 202 üniversiteden sadece 19'unda kadın rektör bulunuyor (%9,4). Bu durum, "cam tavan sendromu"nun geçerliliğini koruduğunu gösteriyor.
Kız çocuklarının eğitim hakkı için toplumsal cinsiyet eşitliği odaklı politikalara ihtiyaç var. Yoksulluğun ortadan kaldırılması, erken yaşta evliliklerin engellenmesi, dijital eşitsizliklerin giderilmesi, kız çocuklarının eğitime devamlılığının sağlanması, eğitim/mesleklerde cinsiyetçi kalıpların yıkılması ve kadınların karar mekanizmalarındaki temsiliyetinin artırılması acil konular olarak öne çıkıyor.
Kaynak: CEİD Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinin İzlenmesi Projesi; Yayını.
Yayın Tarihi: 06.09.2025”
Yukarıda paylaşılan tüm veriler, ülkemizde eğitimle ilgili ekonomik ve sosyal ve mali politikaların gözden geçirilmesi gereğini ortaya çıkarmaktadır. Zira, eğitimli gençliği olmayan bir ülkenin refah ve gelişme hedefleri gerçekleşemez. Bu kapsamda milli eğitime, akademik ve mesleki eğitime ayrılan bütçe acilen artırılmalıdır.
Öğrencilerin barınma ve eğitim saatlerinde beslenme ihtiyaçları devlet tarafından karşılanmalıdır. Yükseköğrenim kredisi miktarı artırılmalıdır. Diploma sağlayan yükseköğrenimden çok meslek kazandıran ve istihdam sağlayan yükseköğrenim programları uygulanmalıdır. Daha çok üniversite yerine, daha nitelikli üniversite hedeflenmelidir.
Üretime yönelik yatırımlarla eğitimli genç nüfusa istihdam alanları yaratılmalıdır.
İstihdamda kadın aleyhine eşitsizliği giderecek, kadının istihdama katılımını artıracak teşvik ve destekler yaşama geçirilmelidir.
MERAL GÜLER
TÜKD GENEL BAŞKANI