AİLE HUKUKUNA İLİŞKİN İHTİLAFLAR MAHKEME TEMELLİ ARABULUCULUK KAPSAMINA ALINAMAZ

AİLE HUKUKUNA İLİŞKİN İHTİLAFLAR MAHKEME TEMELLİ ARABULUCULUK KAPSAMINA ALINAMAZ

Yargı Reformu Strateji Belgesinde 9 No.lu Amaç başlığı altında yer verilen “Alternatif Uyuşmazlık Çözüm Yöntemleri” arasında şiddet içermeyen uyuşmazlıklarda aile arabuluculuğu öngörülmektedir. Bu belgeye göre;

“İdeal olan taraflar arasındaki ihtilafların yine taraflarca anlaşmak suretiyle çözümlenmesi ve böylelikle her ihtilafın adliyeye taşınmamasıdır. Bu durum aynı zamanda yeni ihtilaflar doğmasının önüne geçmektedir. Bu hususiyetler bir arada değerlendirilerek alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinin daha yaygın şekilde uygulanması amaçlanmaktadır. Bu konuda öngörülen yeniliklerden biri de mahkeme temelli aile arabuluculuğu uygulamasının getirilmesidir.” 

Aile hukukuna ilişkin uyuşmazlıklarda arabuluculuk kadınlar açısından tehlikeli sonuçlara yol açaçağı gibi mevcut hukukumuzun bir parçası haline gelmiş olan uluslararası sözleşmelere göre de mümkün değildir.

Şöyle ki;

A) Aile Hukuku Kapsamdaki Uyuşmazlıkların Hemen Hemen Tamamında Şiddet Bulunmaktadır.

“Kadına yönelik şiddet, kadının fiziksel, ruhsal, sosyal, cinsel ve ekonomik açıdan zarar görmesine, acı çekmesine, onurunun zedelenmesine, kendine özgüvenini yitirmesine, bu nedenle kadınlara karşı ayrımcılığın sürmesine yol açan bir insan hakları ihlalidir.”

Ülkemizde şiddetin mağduru genelde kadınlar olup açılan boşanma davalarında, fiziksel ve cinsel şiddet, ihanet, hakaret gibi manevi şiddet, ekonomik, sosyal şiddet içiçe geçmiştir.

Bu tip iddialarla açılmış bulunan boşanma davalarında iddia edilen şiddet olgusunun var olup olmadığı ancak; tüm delillerin irdelenmesiyle, yargılama sonucunda belli olacaktır. Şiddetin var olup olmadığının arabulucu ya da bir başka ara makam tarafından değerlendirilmesi mümkün değildir. Bu nedenle vakanın gecikmeden mahkeme önün gitmesi büyük önem taşımaktadır.

Oysa arabuluculuk uygulamasında, özelikle çekişmeli boşanma davalarında, kadın dava açılmadan önce arabulucu huzurunda kendisini mağdur eden erkekle aynı masaya oturmak zorunda kalacaktır. Şiddete meyilli bir erkeğin bu toplantıda nasıl davranacağını kestirmek mümkün değildir. Devlet koruması altındaki kadınların bile şiddete kurban gittiği ülkemizde, bu uygulama kadını, arabulucuyu ve o toplantıda hazır bulunan herkesi risk altına sokacaktır.

Öte yandan şu anda arabuluculuk görüşmeleri için adli yardım sistemi kapsamında Barolar tarafından avukat temini yapılmamaktadır. Kadının maddi olarak kendisini avukatla temsil ettirme imkanı olmaması halinde görüşmeye gitmekten kaçınması ise maddi yönden zarara ve büyük haksızlığa uğraması ile sonuçlanacaktır. Çünkü Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği 25. md. 9. fıkra gereği toplantıya katılmayan taraf, dava sonunda haklı çıksa dahi yargılama giderlerini ödemek zorunda kalacaktır.

Taraflardan birinin geçerli bir mazeret göstermeksizin ilk toplantıya katılmaması sebebiyle arabuluculuk faaliyetinin sona ermesi durumunda toplantıya katılmayan taraf, son tutanakta belirtilir ve bu taraf davada kısmen veya tamamen haklı çıksa bile yargılama giderinin tamamından sorumlu tutulur. Ayrıca bu taraf lehine vekâlet ücretine hükmedilmez.

Görüldüğü üzere, boşanma davası gibi aile hukukuna ilişkin çekişmeli ihtilaflarda kadın, arabuluculuk sürecinde erkekle aynı masaya oturmak ya da oturmamanın bedelini kendisi tamamen haklı olsa bile ödemek zorunda bırakılacaktır. Kadınları temel insan haklarına ve ve vicdanına sığmayan böyle bir uygulamaya mahkum etmek kabul edilemez.

B) Mağdur Kadının, Arabulucunun Önünde Kendisini Mağdur Eden Erkekle Yüzyüze Gelmek Zorunda Bırakılmasına Neden Olacak Bir Düzenleme İstanbul Sözleşmesinin 48. Maddesine Açık Aykırılık İçermektedir.

“Kadına Yönelik Şiddet Ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi Ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi (İstanbul Sözleşmesi) 'Zorunlu anlaşmazlık giderme alternatif süreçlerinin veya hüküm vermenin yasaklanması: Taraflar bu Sözleşme kapsamında yer alan her türlü şiddet olayıyla ilgili olarak, arabuluculuk ve uzlaştırma da dahil olmak üzere, zorunlu anlaşmazlık giderme alternatif süreçlerini yasaklamak üzere gerekli yasal veya diğer tedbirleri alacaklardır.”

Arabuluculuk ülkemizde yeni bir uygulamadır, ama pek çok ülkede uzun süren uygulamalar sonucunda, aile hukukuna ilişkin ihtilafların arabuluculuk konusu yapılmasının sakıncaları yaşandığından İstanbul Sözleşmesinde böyle bir düzenleme yapılmıştır.

Anayasamınızın 90. maddesinin son fıkrasına göre;

Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz.

Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.

Bu nedenle İstanbul Sözleşmesine aykırı olarak aile hukukuna ilişkin ihtilaflarda arabuluculuk yönteminin benimsenmesi zaten mümkün değildir.

SONUÇ OLARAK:

Aile hukukuna ilişkin uyuşmazlıklarda arabuluculuk, ülkemizin sosyo-kültürel şartları da göz önüne alındığında kadınlar açısından büyük riskler içerdiği gibi mevcut hukukumuzun bir parçası haline gelmiş olan uluslararası sözleşmelere göre mümkün de değildir. Bu nedenle aile hukukuna ilişkin ihtilaflar hiçbir şekilde arabuluculuk kapsamına sokulmamalıdır.

Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği

Hukuk ve Yasa Takip Komisyonu

Ekim 2019